Kadına kadın

Merhabalar ben kadir sugar

2020.10.25 12:13 Ens_Ern Merhabalar ben kadir sugar

Merhaba sosyal medya feminist or..... Pardon onurlu savaşçısı apla ben kadir sugar. Şimdi size bir tecavüzcü kadın düşmanı birinden nasıl kadını kurtardığımı anlatacağım(sizde inancaksınız)
Merhaba ben kadir sugar, ben hep cebimde 23 santimlik Columbia company fst-1111d meyve bıçağımı taşırım neden mi? Çünkü ben meyve severim.
Şimdi aplalar ben yolda yürürken bir karı-kocaya rastladım, karı koca tart..... Pardon yanlış söyledim kadın kocası tarafından dayak yiyordu, sonra adamın yanına aşırı medeni bir şekilde gittim ve dedimki "merhabalar bilader sizi kadına vururken gördüm, lütfen kadını rahat bırakın" ama adam bana ne dedi "arkadaşım ben kadına vurmuyorum sen yanlış mı görüyorsun? Biz karı-koca tartışıyoruz sana ne", tabii ki ben sadece adamı uyarmıştım ama adam kavga başlattı ve ben dayanamadım anlık bir refleks ile 23 santimlik Columbia company meyve bıçağımı adamın kalbine saplayıp kaçtım, sağolsun avukatım olayları karıştırdı beni kahraman(olması gereken) gibi gösterdi ve ben ünlü bir kahraman öldürdüğüm adamda tecavüzcü pis sapık oldu ama herşeyin bir bedeli var yalancı hakimler bana kahraman değilde katil deyip 12 yıl ceza verdiler şok oldum sonra siz sosyal medya onurlu feminist aplalar ve avukatım sayesinde kahraman oldum sağolun.
submitted by Ens_Ern to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.24 21:20 manyakobez BEYLER BİTANE PONO VARDI

Lan bir tane porno vardı sokakta suriyeli kadın çocuğuyla karton topluyordu Sonra adam yaklaşıp sohbet etmeye başlıyordu en sonunda da acır bir ifadeyle burada çöpün içinde uğraşma evimi temizlersen sana iyi bir ücret veririm diyordu Sonra kadında buna çok seviniyordu Elini öpmeye kalkıyordu adam da bırak diyordu elini aşağı çekiyordu Kadın hala öpmeye çalışıyordu Sonra adam elini kurtarıp suriyelinin çocuğunu kucaklayıp koşmaya başlıyordu Kadın da arkadan koşuyordu Sonra evin önünde duruyorlardı adam da kadını buyur ediyordu Sonra birden belgesellerdeki gibi kamera önüne geçiyordu altta ismi falan yazıyordu Suriyede yaşadığı zorlukları anlatıyordu Sonra temizliğe geçiyordu Temizlik bitiyordu ama hava kararıyordu Adam bu saatten sonra sizi dışarıya göndermeye el vermez diyordu Bu gece burada kalın diyordu Kadında o zaman yemek yapayım diyordu Yemek yapılıyordu Yemek yerken sohbet muhabbet Tabi suriyeli kadınla çocul leş gibi kokuyordu(karikatürize etmişler yani yoksa ben nerden bileyim)Adam da sıcak su var isterseniz duşa girin diyordu Kadin da sevinçle hemen duşa giriyordu Bunlar çıkıyorlardı çocuğun uykusu geliyordu Adam da kadına beni takip et diyordu(ev büyüktü baya) sonra bir oda açıyordu o da ne çocuk odası Sonra hemen o sahne kesilip yeniden belgesel moduna giriyordu ama bu sefer adam konuşuyordu Aslında adam evliymiş karısı ve çocuğu trafik kazasında ölmüş falan Sonra sahne devam ediyordu Kadın çocuğunu yatırıyordu O sırada domalıyordu Karıda bir göt vardı Fenaydı Sonra adam gözünü falan kaçırıyordu Çocuğu yatırdıktan sonra kadın bulaşıkları topluyoedu o sırada adam arkadan yanaşıp ensesine hohluyordu Bunu istediğini biliyorum diyordu Sonra öpüşmeye başlıyorlardı velhasıl kelam amından 2 posta götünden de 1 posta sikiyordu Sonra yatak odasında beraber yatıyorlardı Suriyeli kadın erken kalkıp kahvaltı hazırlıyordu Sonra adamı kaldırıyordu Adam bir hışımla kalkıp kadının ağzını burnunu kırıyordu Tekmeleyerek sokağa atıyordu Sonra kamera yavaşça adamın suratından duvardaki aile resmine kayıyordu O da ne o adam karısı ve o suriyelinin çocuğu vardı Meğerse trafik kazasında sadece karısı ölmüş çocuğu bu suriyeli kaçırmış adamın agalar el atında bulalım şu linki
submitted by manyakobez to KGBTR [link] [comments]


2020.10.23 20:12 filexi Beyler bi porno vardı

Lan bir tane porno vardı sokakta suriyeli kadın çocuğuyla karton topluyordu Sonra adam yaklaşıp sohbet etmeye başlıyordu en sonunda da acır bir ifadeyle burada çöpün içinde uğraşma evimi temizlersen sana iyi bir ücret veririm diyordu Sonra kadında buna çok seviniyordu Elini öpmeye kalkıyordu adam da bırak diyordu elini aşağı çekiyordu Kadın hala öpmeye çalışıyordu Sonra adam elini kurtarıp suriyelinin çocuğunu kucaklayıp koşmaya başlıyordu Kadın da arkadan koşuyordu Sonra evin önünde duruyorlardı adam da kadını buyur ediyordu Sonra birden belgesellerdeki gibi kamera önüne geçiyordu altta ismi falan yazıyordu Suriyede yaşadığı zorlukları anlatıyordu Sonra temizliğe geçiyordu Temizlik bitiyordu ama hava kararıyordu Adam bu saatten sonra sizi dışarıya göndermeye el vermez diyordu Bu gece burada kalın diyordu Kadında o zaman yemek yapayım diyordu Yemek yapılıyordu Yemek yerken sohbet muhabbet Tabi suriyeli kadınla çocul leş gibi kokuyordu(karikatürize etmişler yani yoksa ben nerden bileyim)Adam da sıcak su var isterseniz duşa girin diyordu Kadin da sevinçle hemen duşa giriyordu Bunlar çıkıyorlardı çocuğun uykusu geliyordu Adam da kadına beni takip et diyordu(ev büyüktü baya) sonra bir oda açıyordu o da ne çocuk odası Sonra hemen o sahne kesilip yeniden belgesel moduna giriyordu ama bu sefer adam konuşuyordu Aslında adam evliymiş karısı ve çocuğu trafik kazasında ölmüş falan Sonra sahne devam ediyordu Kadın çocuğunu yatırıyordu O sırada domalıyordu Karıda bir göt vardı Fenaydı Sonra adam gözünü falan kaçırıyordu Çocuğu yatırdıktan sonra kadın bulaşıkları topluyoedu o sırada adam arkadan yanaşıp ensesine hohluyordu Bunu istediğini biliyorum diyordu Sonra öpüşmeye başlıyorlardı velhasıl kelam amından 2 posta götünden de 1 posta sikiyordu Sonra yatak odasında beraber yatıyorlardı Suriyeli kadın erken kalkıp kahvaltı hazırlıyordu Sonra adamı kaldırıyordu Adam bir hışımla kalkıp kadının ağzını burnunu kırıyordu Tekmeleyerek sokağa atıyordu Sonra kamera yavaşça adamın suratından duvardaki aile resmine kayıyordu O da ne o adam karısı ve o suriyelinin çocuğu vardı Meğerse trafik kazasında sadece karısı ölmüş çocuğu bu suriyeli kaçırmış adamın agalar el atında bulalım şu linki
submitted by filexi to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.23 10:01 Captanzon AMK ila sikicen böyle kişileri

Aq çalıştım yer akrabamın iş yeri beyaz eşya tamir yerleştirme falan geçen gün bı evin 2 katına çamaşırı makinesi taşıyoz elmanla kadın evine girdik sonra çocuğu şöyle dedi oğlum okulda bunlar gibi hamal olma dedi dedim içimden orospu kendin taşı ibine elman arabaya indi bende çamaşır Makinesi takıyom gider borusu ufak bi delik açtım sonra kadına su getirirmisin dedim kadın giderken gider borsunu yardım kadına dedim tamam diye gitim bu gün aradı çamaşır makinesi su akıtıyo diye için yağları erdi şimde kadın evine gidiyom
submitted by Captanzon to KGBTR [link] [comments]


2020.10.22 18:12 Fancy_Ladder Hatıralar

Değerli arkadaşlarım, profilime bakarak öncesinde forumda yaptığım paylaşımları okuyabilirsiniz.Sizlere geçen sürede yaşadıklarımı aktarmak istiyorum. Öncelikle dersler sebebiyle uzun süre aktif olamadım ve sanırım daha uzun bir süre olamayacağım. Bu yüzden bana gelen mesajlara vesaire cevap veremeyebilirim.
Kendi depresif hissediyordum. Belki de haklıydım. Takribi birkaç gün içinde, okulda bir kızla tanıştım, sonrasında onun da dahil olduğu bir grupla kaynaştım. Grupta bir kız vardı, arada beraber otururken ona dönüyor ve laf atıyordum ama kendisiyle pek sohbetimiz yoktu. İşte nerelisin diye sordum, Polonya dedi, ben de "Varşova'ya gidersem tur rehberim sensin." demiştim ama genel olarak ne konuştuğumuz hatırımda değil (Zaman geçti). Bir gün bu kızla bankta otururken, zilin çalması üzerine ben ayağa kalktım, kız daha orada oturuyordu. O anda içimde bir ışık çaktı sanki ve ona elimi uzattım, beklenmedik bir şekilde elimi tuttu, ellerimiz kenetlendi. 17 yaşında bir stuttercel olarak ilk kez böyle birşey yaşamıştı, heyecandan gebersem de bunu belli etmeden kıza, sınıf arkadaşlarının teşkil ettiği kuyruğa kadar eşlik ettim. En sonunda bu işi nasıl batırabilirim diye düşündüm ve ayrılırken kızın elini öptüm. Güldü. Öğle arasında kızla beraber bahçede el ele gezindik, saçlarını kokladım, alnından ve yanağından öptüm. Bahçenin altında kalan ağaçlarda otururken onunla yaklaşık 2 dakika boyunca hiç konuşmadan kesintisiz göz teması kurduk. Onu öpmek için çıldırsam da cesaret edemedim ve zilin çalmasıyla beraber dağıldık. Bir sonraki tenefüs kız benden tamamen soğumuştu, onu davet ettim ama benimle gelmeyi red etti. Kırılmıştım, az önce el ele geziyorduk! dedim kendi kendime. Akabinde ona ısrar etsem de (Maalesef bir hata yaptım) kız bana yanaşmadığı gibi bir dönem benimle konuşmadı da. Bu aralıkta (Yeniden maalesef!) onu çok sık düşünerek nerede hata yaptığımı sorguladım.
Bu olayların ardından 1 ila 2 hafta arasında bir süreç geçmiş olsa gerek, kekemelik egzersizleri ve meditasyonlarımı her gün yapıyor, bir şekilde kendimi kontrol etmeye çalışıyordum (Pek de başarılı olduğum söylenemezdi). Artık bu kızın grubundaki kızlar da, onun benden soğumasıyla beraber bana eskisinden daha mesafeli davranır olmuştu. Biraz yalnız hissediyordum ama sürekli kendimi, değerimin etrafımdaki kız sayısı ile ölçülemeyeceğini tekrar ederek iyi hissettirmeye uğraştım. En sonunda bir arkadaşım, beni bir grup kızla tanıştırdı. Kızlarla biraz sohbet ettikten sonra, kapalı bir havanın hakim olduğu bir öğle arasında arkadaşım yanıma geldi ve "X kişisi seninle konuşmak istiyormuş." dedi. Ben şaşırdım, neden yav Allah Allah dedim kendi kendime. Neden altı üstü 10 dakika konuştuğum bir kız benimle yeniden konuşmak istesin? (Tamam kıza biraz sataşıp onu güldürmüştüm ama beni davet etmesini beklemiyordum) Kızların yanına gittim, biraz konuştuk yine. En sonunda arkadaşımın yanına gitmem gerektiğini söyleyerek en çıtır olanın yanına gittim ve yeniden görüşmek için numarasını istedim. Kız biraz tedirgin oldu, utandı tabi, arkadaşları gülmekten kırıldılar. Ben anlayamıyordum onları ama heyecanlanmıştım, kız en sonunda telefonu eline aldı ve yazmaya başlamadan önce "Sadece arkadaş" dedi. Ben de telefonu elinden alarak "Seni bir kadın olarak seviyorum, arkadaş olamayız" diye yanıtladım. Tabi anlatımım garip gelebilir nitekim kızla konuştuğumuz dil farklıydı (Avrupa'da sevgilisiz kalmayı beceren bir stuttercel olduğumu öncesinde izah etmiştim). Bunun üzerine kız "Kızlarla da arkadaş olabilirsin!" diye diretince ona "Eğer vücudunu beğendiysem olamam." diye yanıt verdim. Biraz bunun "Sadece arkadaş" triplerine maruz kaldıktan sonra ekmek çıkmayacağını anlayarak oradan uzaklaştım. Ama içimde bir özlem vardı, bir istek ve bunun peşinden gitmeye yönelik bir heyecan...
O günlerde kendimin farkına varmaya, kendimi tanımaya uğraşıyordum. Kızlara karşı olan isteğimi ve niyetimi nasıl doğru bir şekilde hissedip ifade edebileceğimi, nasıl istediğimi alabileceğimi sorguluyordum. Bir gün kütüphane kapısının önünde bekleyen iki kız gördüm, o an kendi kendime sordum "Ne yapmak istiyorum?" tüm vücudumu bir heyecan kapladı ve kekelemekten nefessiz ve kıpkırmızı kesilmeyi göze alarak kapı önünde bekleyen kızların yanına gittim. İçlerinden biri vardı ki okuldaki herkes onunla cinsel münasebet yaşamak için kuyruğa girebilirdi, o kadar güzeldi, o kıza doğru yöneldim ve tamamen içimden ne geçtiğini sorguladım. En sonunda heyecandan titrerken şu kelimeleri sarf edebildim "Fazla vaktim yok, birazdan gitmem gerek ama önce şunu söylemek istiyorum. Sen çok... (Bu esnada heyecandan nefesim kesilmişti) çok güzelsin..." Kızın ten rengi değişti. Bembeyaz bir avrupa hanımıyken bir anda domates kırmızısına döndü. Elleriyle yüzünü kapayarak kıkırdamaya başladı. Arkadaşı da kahkahalara boğuluyor ve arkadaşının omzuna yumruk atıyordu. Kız en sonunda bana "Teşekkür ederim, çok naziksin." dedi. Ben de daha fazla konuşursam kalp krizi geçirebileceğimden korkarak gittim, kısa süre sonra kızı bahçede bir köşede sigara içerken gördüm (Maalesef bu okulumuzda çok yaygın) yanına gidip sohbet başlattım. Kız oturduğu yerde bütün vücuduyla bana doğru döndü, dirseklerini baldırlarında konuşlandırıp kafasını avuç içi hizasına alıp hafif eğilerek bana doğru baktı. Yanaklarının kızarmasının çok hoşuma gittiğini söyledim ve yanaklarını okşadım, kız gülümseyerek teşekkür etti. Sigara içmesinden hoşlanmadığımı söyledim, kız "Eh bir tane de kusurumuz olsun." diye cevap verince "Şşşş, şımarma hemen" dedim. O konuşmamızla ilgili pek bir şey anımasayamıyorum. O kadar tedirgindim ki bir an önce gitmek istiyordu tüm vücudum. Aklımda kalan tek şey adını öğrendiğim ve bana sevgilisinin olduğunu söylediği. Zaten gitmek için bahane arıyordum, sevgilisinin olduğunu söyleyince bu da tam üzerine geldi, kızla tanıştığıma memnun olduğumu söyleyerek oradan uzaklaştım. Tokalaştıktan sonra elini öptüm ve oradan ayrıldım. Kısa sürede iki el öpmüştüm, 30'lu yılların centilmenlerine benzetiyordum kendimi.
Bu olay bana direkt olmanın çok etkili olduğunu gösterdi ve numarasını vermeyen kızda da aynı şeyi denemeye karar verdim. Bir öğle arasında bu kızın yanına gittim, arkadaşlarıyla oturuyordu, önce biraz havadan sudan sohbet ettik sonra onlara şöyle söyledim "Arkadaşlar, buraya neden geldiğimi biliyor musunuz? (Hedefim olan kızı işaret ederek) arkadaşınız ve ben birbirimizden hoşlanıyoruz, onunla beraber okulda biraz yürüyüp başbaşa vakit geçirmek istiyorum. Sizin için sorun olmaz değil mi?" hemen bir uğultu başladı, hepsi birbirini dürtüklüyor, kıkırdıyor falan. "Yok canım, ne sorunu" diyorlar ama bizimkinden gene hayır yok, "Ben sadece arkadaş olmak istiyorum" diye tutturdu. 10 dakika kadar orda kalıp ısrar ettim fakat bu kız yine gelmedi. Sinirlendiğimi belli etmemeye çalışarak ordan ayrıldım. Biraz yalnız vakit geçirdim, ilkokullu bebeler (Burada lise, ortaokul ve ilkokul bir arada, tek okulda okunur) bana sataşmaya başladılar, korkuttum gittiler. Tam zil çaldı, sınıflara dağılıcaz, ortaokullu bir grup kız dibimde toplanıverdi, kaç yaşındayım soruyorlar, 17 dedim, hepsi "Aooğv aooğv" ne oğvu bilader diye içimden geçirdim. İşte yok efendim 20 yaşında gösteriyorsun, yok bilmem kaç yaşında gösteriyorsun, bunların hepsi benim yaşımı tahmin etmeye başladılar. Neyse fazla vakit kaybetmeden ordan ayrıldım. Eve gittiğimde şuna karar verdim, 17 yaşında bir stuttercel ve hayatı boyunca ilişki içinde bulunmamış biri olarak belki de geç kalmıştım. Belki de akrabalarım sürekli "Ohooo, ben senin yaşındayken..." diye hikayeler anlatıp kıskançlığımı körüklüyordu, belki de herkes "Nasıl şimdiye kadar sevgilin olmaz yaaa?" diyip komplekslerimi körüklüyordu. İçimdeki bu arzunun her şeye rağmen, hakkımda söylenen her şeye rağmen gitmeye ve kendimi kabullenmeye karar verdim. Ben hiçbir ilişkisi olmamış, 17 yaşında, deli gibi kekeleyen, utangaç, bakir bir oğlandım, çevremdeki herkes sevişirken ben yalnız kalmış olabilirdim ama... Ama hiç değilse çabalayabilirdim. Haftasonu sokağa çıkıp tanımadığımız kızlarla konuşma başlatmak için bir arkadaşımla anlaştım, tanımadığımız kızlarla sohbet başlatmak ve içimizdeki kaygıyı yıkmak istiyorduk. Dün akşam dışarı çıkıp AVM ve bazı yerlerde gezinerek tanımadığım bir kızla konuşmaya çalıştım, tek başıma. Amacım tıpkı okulda şansımı denediğim o sevgilisi olan kıza yaptığım gibi, içimden geçeni aktarmak, iltifat etmekti. Ama anca yaşlı bir adama ve çocuklu bir (30lu yaşlarda) kadına adres sorabildim. İltifat etmeyi denedim ama yapamadım, sanki vücudum ve dudaklarım kilitleniyordu ve kelimeyi ağzımdan çıkarmak bana okyanusun en dibine ekipmansız süzülebilmek kadar imkansız geliyordu. Benden yaşça büyük bir kadına iltifat edeyim bari dedim ama yine yapamadım. 2 saat boş boş gezindikten sonra avare avare eve döndüm. Başarısız olduğum için öfkeliydim ama artık haftada hiç değilse birkaç kere dışarı çıkıp kendimi zorlamaya karar verdim. Bu sırada kekemelik için yaptığım ve bana (%10 katkı bile kardır) yardım eden egzersizlerimi elden bırakmamak gerekli.
Bu yakınlarda forumda paylaştığım postlar aklıma geldi, hikayemi paylaşmıştım ve pek çok abim bana kibar cevaplar vererek ilgilerini göstermişti, bu beni pek memnun etti. Uzun süredir Reddit'e girmedim, aradan geçen süre boyunca yaşadıklarımı derleyip, konuşmayı ihmal ettiğim bazı dostlarıma aktarmak istedim. Sizlerle pek çok açıdan aynı kaderi paylaşan, ömrü boyunca yalnız kalmış bir kardeşiniz olarak yaşadığım gelişmeleri burada anlatmayı uygun görüyorum. Bakarsınız daha post paylaşırım, kim bilir ne zaman?
Sevgilerimle
submitted by Fancy_Ladder to turkincel [link] [comments]


2020.10.20 10:43 glutensizbeslenme Velayet Hakkına Sahip Olan Anne Çocuğuna Kendi Soyadını Verebilir Mi?

Velayet Hakkına Sahip Olan Anne Çocuğuna Kendi Soyadını Verebilir Mi?
Türk Medeni kanununa göre evlilik akdi boşanma ile sonuçlanması durumunda çocuğun velayeti anneye verilmiş olsa da çocuk babanın soyadını kullanmaya devam eder. Eşlerin evliliğin devamı boyunca ve evlilik sona erdiğinde sahip oldukları hak ve yükümlülükler açısından aynı hukuksal konumdadırlar.

https://preview.redd.it/3pj6ifvpp7u51.jpg?width=1200&format=pjpg&auto=webp&s=52bb559629cbfb093a71d3cfe92bfabdb02295aa
Çocuğun soyadını seçme hakkının velayet hakkı kapsamında erkeğe tanınıp kadına tanınmaması aile içinde kadın erkek eşitliğine aykırı olmakla beraber bazen çocuğun menfaatine de aykırıdır. Bununla birlikte en çok soyadı değişikliği talepleri aşağıdaki nedenlerden kaynaklanıyor.
Kaynak : https://tulinbabaoglan.av.tvelayet-hakkina-sahip-olan-anne-cocuguna-kendi-soyadini-verebilir-mi/
submitted by glutensizbeslenme to u/glutensizbeslenme [link] [comments]


2020.10.19 13:36 bigheadmushroom Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde kendisini Cinci Hoca olarak tanıdan şahıs, önce bir kadına ardından da kadının kocasına tecavüz etti.

Haberin linki
https://tele1.com.tcinci-hocayim-dedi-hem-kadina-hem-de-kocasina-tecavuz-etti-247201/
Seskocaeli sitesindeki habere göre; büyü bozdurmak için Kartepe’deki Cinci Hoca’ya giden bir kadın, hocanın büyüyü bozmak için birlikte olmamız gerekiyor yoksa büyü bozulmaz telkinlerinden sonra kadına tecavüz ettiği iddia edildi.
ERTESİ GÜN KOCASINA DA TECAVÜZ ETTİ!
Tecavüze uğrayan kadın, Cinci Hoca’ya gittiğini ve hocanın kendisiyle birlikte olduğunu kocasına anlattı. Tecavüze uğrayan kadının anlattıkları üzerine kocası da ertesi gün Cinci Hoca’ya gitti. Cinci Hoca da kadının kocasında da büyü olduğunu söyledi ve ona da tecavüz etti.
Tecavüze uğradığını iddia eden karı kocanın sabah erken saatlerde karakola giderek Cinci Hoca’dan şikayetçi oldukları iddia edildi. Bölge halkı yaşananlara pes dedi.
submitted by bigheadmushroom to KGBTR [link] [comments]


2020.10.19 10:38 ruczillaV2 Hulk..

Merhaba arkadaşlar. Benim adım Hulkcan Hulkoğlu. evet, yanlış duymadınız. Adımdan da anlaşılacağı gibi ben bir Hulk hayranıyım. Hatta öyle bir hayranım ki TC kimliğimdeki fotoğrafımı koymam gereken yerde benim resmim yerine Hulk'ın resmi var. İnsanlar bu hayranlığım konusunda benimle dalga geçiyorlar çünkü onların dediğine göre Hulk hayali bir karaktermiş. Ben onlara Hulk'ın gerçek olduğunu savunduğumda ise yıkık birisi olduğumu söyleyip hayat edinmem için bana anime ve hentai denilen şeylerin önerilerinde bulunuyorlar.
Ama animeler de halk tarafından yıkıklık sembolü olarak görülüyor. Neyse ki o kadar yıkık biri değilim.
Her neyse işte geçen gün yine Hulk gerçek değil tartışması yaparken karşımdaki kişi bana "ONUN YEŞİL ANASINI SİKEYİM HULK GERÇEK DEĞİL İŞTE ANLA ŞUNU MAL!" diye bağırınca beynime resmen kan sıçradı. Benim anneme sövebilirdi ama Hulk'ın annesine asla sövemezdi! Çocuğa sağdan okkalı bir tane yumruk geçirip yere yığdıktan sonra onu iyice bayıltana kadar üstünde tepindim. Çünkü Hulk hayranı olmak onun gibi dövüşmek anlamına geliyordu. Anti piç kurusunu hallettikden sonra evime doğru gitmeye başladım. Bu sefer farklılık olsun diye ıssız bir ara sokaktan geçerken ufak bir alanda duran karaltı bana seslendi. İlk başta ona cevap vermeyip geçerken bana "İstediğin kişi ile tanışmak istiyor musun?" dediğinde durdum ve karaltıya doğru yavaş adımlarla yürümeye başladım. Karaltının olduğu yere geldiğimde ise beyaz uzun saçlı, orta boylu, yaşlı ve pofidik yüzlü bir kadının olduğunu gördüm. Ben daha cevap vermeden kadın yeniden konuştu "Eğer bunu gerçekten istiyorsan sana bir şey verebilirim." "Abla peki bunun karşılığı olmayacak, değil mi?" Kadın gevrek gevrek güldü. "Ah elbette bir karşılığı olacak bunun." "Pekii... Ne istiyorsun?" Kadın biraz düşündükten sonra cevapladı. "8 GB'lık bir 'ödev' klasörü. Eğer bana 8GB'lık bir odev klasörü verirsen bende sana-" "Al." Cebimden çıkardığım USB'yi kadına verdim. "Burada tam olarak istediğin ödev klasörü var." Kadın hızla elimden USB'yi alıp bana kırmızımsı suyla dolu bir şişe verdi. Eğer bunun içindeki sıvıyı içersem uyuduğum zaman istediğim kişiyle tanışabilirmişim. Kadına teşekkür ederek oradan ayrıldım. Evime geldiğimde ise maskeyi yere atıp elimi yüzümü yıkamadan şişeyi fondipleyip yatağıma yattım ve uyumak için kendimi zorladım. En sonunda uyumuş olmalıyım ki hiç gitmediğim bir mekanın koltuğunda oturuyordum. Ayağa kalkıp önümde kapısı açık olan odaya girdiğimde ise gözlerime inanamadım.
Hulk tam karşımda duruyordu!
"Hulk-Senpai!" Bunu haykırarak dediğim için önce garip garip baktı ama sonra düzeldi. Ona sıkı sıkı sarıldım. "Senin gerçek olduğunu biliyordum!" O bana cevap vermeden tepkisizce duruyordu. Neden böyle yapıyordu? Onu korkutmuş muydum? Ya da onun nefretini mi kazanmıştım? Lütfen öyle bir şey olmasın. Bu düşünceler aklıma geldikçe ağlayacak gibi oluyordum. Ağlama isteğim biraz da olsa hafifleyince ona o kritik soruyu sordum. "Sen cidden gerçek misin?" Hulk bana baktı, gülümsedi ve sakin bir sesle o kritik sorunun cevabını verdi:
"Amına kodumun çocuğu gerizekalı amcık sence ben gerçek olabilir miyim?"
submitted by ruczillaV2 to KGBTR [link] [comments]


2020.10.19 10:02 ZeytranZiztasion Bir Hulk Hayranının Gözyaşları

Merhaba arkadaşlar. Benim adım Hulkcan Hulkoğlu. evet, yanlış duymadınız. Adımdan da anlaşılacağı gibi ben bir Hulk hayranıyım. Hatta öyle bir hayranım ki TC kimliğimdeki fotoğrafımı koymam gereken yerde benim resmim yerine Hulk'ın resmi var. İnsanlar bu hayranlığım konusunda benimle dalga geçiyorlar çünkü onların dediğine göre Hulk hayali bir karaktermiş. Ben onlara Hulk'ın gerçek olduğunu savunduğumda ise yıkık birisi olduğumu söyleyip hayat edinmem için bana anime ve hentai denilen şeylerin önerilerinde bulunuyorlar.
Ama animeler de halk tarafından yıkıklık sembolü olarak görülüyor. Neyse ki o kadar yıkık biri değilim.
Her neyse işte geçen gün yine Hulk gerçek değil tartışması yaparken karşımdaki kişi bana "ONUN YEŞİL ANASINI SİKEYİM HULK GERÇEK DEĞİL İŞTE ANLA ŞUNU MAL!" diye bağırınca beynime resmen kan sıçradı. Benim anneme sövebilirdi ama Hulk'ın annesine asla sövemezdi! Çocuğa sağdan okkalı bir tane yumruk geçirip yere yığdıktan sonra onu iyice bayıltana kadar üstünde tepindim. Çünkü Hulk hayranı olmak onun gibi dövüşmek anlamına geliyordu. Anti piç kurusunu hallettikden sonra evime doğru gitmeye başladım. Bu sefer farklılık olsun diye ıssız bir ara sokaktan geçerken ufak bir alanda duran karaltı bana seslendi. İlk başta ona cevap vermeyip geçerken bana "İstediğin kişi ile tanışmak istiyor musun?" dediğinde durdum ve karaltıya doğru yavaş adımlarla yürümeye başladım. Karaltının olduğu yere geldiğimde ise beyaz uzun saçlı, orta boylu, yaşlı ve pofidik yüzlü bir kadının olduğunu gördüm. Ben daha cevap vermeden kadın yeniden konuştu "Eğer bunu gerçekten istiyorsan sana bir şey verebilirim." "Abla peki bunun karşılığı olmayacak, değil mi?" Kadın gevrek gevrek güldü. "Ah elbette bir karşılığı olacak bunun." "Pekii... Ne istiyorsun?" Kadın biraz düşündükten sonra cevapladı. "8 GB'lık bir 'ödev' klasörü. Eğer bana 8GB'lık bir odev klasörü verirsen bende sana-" "Al." Cebimden çıkardığım USB'yi kadına verdim. "Burada tam olarak istediğin ödev klasörü var." Kadın hızla elimden USB'yi alıp bana kırmızımsı suyla dolu bir şişe verdi. Eğer bunun içindeki sıvıyı içersem uyuduğum zaman istediğim kişiyle tanışabilirmişim. Kadına teşekkür ederek oradan ayrıldım. Evime geldiğimde ise maskeyi yere atıp elimi yüzümü yıkamadan şişeyi fondipleyip yatağıma yattım ve uyumak için kendimi zorladım. En sonunda uyumuş olmalıyım ki hiç gitmediğim bir mekanın koltuğunda oturuyordum. Ayağa kalkıp önümde kapısı açık olan odaya girdiğimde ise gözlerime inanamadım.
Hulk tam karşımda duruyordu!
"Hulk-Senpai!" Bunu haykırarak dediğim için önce garip garip baktı ama sonra düzeldi. Ona sıkı sıkı sarıldım. "Senin gerçek olduğunu biliyordum!" O bana cevap vermeden tepkisizce duruyordu. Neden böyle yapıyordu? Onu korkutmuş muydum? Ya da onun nefretini mi kazanmıştım? Lütfen öyle bir şey olmasın. Bu düşünceler aklıma geldikçe ağlayacak gibi oluyordum. Ağlama isteğim biraz da olsa hafifleyince ona o kritik soruyu sordum. "Sen cidden gerçek misin?" Hulk bana baktı, gülümsedi ve sakin bir sesle o kritik sorunun cevabını verdi:
"Amına kodumun çocuğu gerizekalı amcık sence ben gerçek olabilir miyim?"
submitted by ZeytranZiztasion to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.18 11:12 ArnoldCivardanegezer Dalaverenin 50 Tonu

Dalaverenin 50 Tonu

https://www.mirror.co.uk/news/world-news/frenchman-68-fooled-women-sex-5636762
Kendisini 37 yaşında sağdaki modelin fotoğrafıyla tanıtarak kadınlara ''grinin 50 tonu'' filmindeki gibi karanlıkta seks teklifinde bulunan 68 yaşındaki kısa boylu, şişman, tipsiz adam, tecavüzle suçlandı.
Tanıştığı 2 farklı kadına (biri 40 diğeri 30larında) Fransa'nın Nice şehrinde bir apartmana girmelerini söylüyor, kadın eve girince göz bandıyla kendilerini bağlamalarını isteyip yatak odasına gelmelerini istiyor ve kadınları sikiyor. Seks sonrası adamın aksi yöndeki ısrarına rağmen ışıkları açan kadın gördüğü manzara karşısında şok oluyor ''karşımda kel,kırışıklıkları olan yaşlı bir adam buldum''.
Polis adamı tecavüzden tutukladı fakat avukatı ''Müvekkilim kimseyi ilişkiye zorlamamıştır,tecavüz ancak rıza dışında gerçekleşir'' açıklamasında bulundu..
Kurnaz ihtiyarın kullandığı fotoğraftaki modelin çok yakışıklı veye çekici bir erkek olup olmamasının yanı sıra şunu belirtmek gerekir; 30ların ortasında, 40 yaşında bir kadın cinsel açıdan değerini(smv) ve güzelliğini büyük oranda kaybetmiştir. Bu iki kadın da alenen belli oluyor ki fotoğraftaki erkek modeli tavladıkları için kendilerini büyük şanslı hissetmişler ve kendilerine her ne söylenirse yapacak kadar adamın köpeği olmuşlardı.Bugüne kadar kadınların duygusal olduğunu, iyi ve düzgün bir erkek olursanız onların sizi seveceği söylendi bu tamamen bir mavi hap saçmalığıdır. Kadınlar bu adamın tipinden o kadar nefret ettiler ki adamı tecavüzle suçladılar. Tip her şeydir.
submitted by ArnoldCivardanegezer to turkincel [link] [comments]


2020.10.15 19:24 Roach778 Bu insanların sorunu ne la?

Ya arkadaş bu gerizekalılar anlamakta niye güçlük çekiyor anlamıyorum ki?
Kadınların çoğu artık bu dönemlerde niyetini belli ediyor açık açık kadın erkeklere terörist,vahşi,canavar diyor bide buda yetmezmiş gibi artık istediği gibi erkeklere iftira atabiliryorlar ,Devlet eliyle soygun yapıyorlar(Nafaka) ama hala bak HALA kadınların ezildiğini söyleyenler var.
Lan nereye eziliyor kadınlar aq senden benden iyi yaşıyo çoğu. Bakıyosun iş alımında kadına öncelik, ev verirken kadına öncelik,okul hayatında kadına öncelik ama iş erkeklere gelince yüzümüze bakmıyor orospu çocukları.
Bütün bunlara rağmen kadınların ezildiğini söyleyenler varsa kafasının içini bir kontrol ettirsin belki beyinsizdir.
submitted by Roach778 to turkincel [link] [comments]


2020.10.15 09:29 hz_sagan BİR TANE DAHA KADİR ŞEKER PAYLAŞIMI GÖRMEK İSTEMİYORUM

1) Kadın verdiği ifadeye göre şiddet görmüyordu tartışma vardı hatta Kadir de aynısını dedi 2)Ortada mahkemeye sunulan bir darp raporu yok 3)Kadirin elindeki bıçak sustalı ve taşınması yasak 4)Kadir bunların yanına gidiyor uyarıyor kadın seni ilgilendirmez diyor 5)Kadir ile adam arasında sözlü tartışma başlıyor adam küfür falan ediyor sanane falan diyerek bunlar kavga ediyorlar Kadir bıçağı adamın kalbine saplıyor 6)Evine gidip uyuyor Kadir Ya amk mahkeme burada ne yapsın evet adam suç makinesi bir şerefsizdi hatta kadına 15-20 dakika sonra şiddette uygulayabilirdi Kadir olaya iyi niyetle yakalamış ta olabilir.Ama burada işlenen suç bildiğin kasten adam öldürme.Ayırıca avukatların dediğine göre üst mahkemede ceza 10 yıla düşecekmiş büyük ihtimalle. İnfaz yasasına göre böyle bir durumda Kadir 2024-2025 gibi tahliye olacak sikim adam öldüren biri de bu kadar yatsın lan.Hala sağda solda adalet bitmiş,kadınlar ölsün istiyorlar,tecavüz etse serbestti ,cart curt dışarda bu neden ceza aldı!!!!Bir yanlış başka yanlışla kapatılır mi amk.Ülkede belki de son zamanlarda ilk kez hakimler verilecek en mantıklı cezayı verdi.Bu olayda kadın ve erkek değil iki erkek tartışsa Kadir araya girse biçaklasa tipi de böyle at hırsızı gibi bir şey olsa tertemiz 10-15 yıl yatacakti.
submitted by hz_sagan to KGBTR [link] [comments]


2020.10.10 18:27 RealSerdar İstanbul Sözleşmesi hakkında bazı sorular ve eleştiriler.

Sloganı güzel: "İstanbul sözleşmesi yaşatır" Kısa, akılda kalıcı, kendine has bi ritmi var. İnsanda paylaşma hissi yaratıyor. Bu tür bir slogana karşı olmak çok zor. Çünkü kim insanların yaşatılmasına karşı gelebilir ki?
 
Sözleşmeye olan eleştirileri izledim. Aklıma yatanları ve yatmadığı halde bende soru işareti uyandıran kısımları şunlar. Sözleşmeyi okudum da. Ama kontrat şeklinde yazıldığı için ve hukuk geçmişim olmadığı için eleştirileri dinlemeyi tercih ettim. Bir kontratta yazan ince husuları o eleştirilerde detaylı dinledim. Eleştiriler ise genelde "şeytan ayrıntıda gizlidir" tarzında.
 
Sözleşme burda: https://im.habertürk.com/ımages/others/2020/02/20/STANBUL_SÖZLEŞMES.pdf
 
Madde 3-c: Toplumsal Cinsiyet:
Sözleşme neden buna bu kadar vurgu yapıyor. Kadınların toplum içindeki görevleri ile kadına şiddet arasında direkt bağlantı mı görüyorlar? Kadınlar ve erkekler yapı olarak birbirilerinde farklılar. Milyonlarca yıllık bir ayrımdan bahsediyoruz. Bu ayrım lafı başka bi sub'da tepki aldı. Kadınlar erkeklere göre daha hassastırlar mesela. Kadınla erkeğin hassaslığı aynı değil. Bunun sebebi binlerce yıllık evrim. Bu yeti onların binlerce yıldır aynı anda birden çocuğa bakmasından gelmiyor mu? Mesela 1000 yıl önce bir kadın 4-5 çocuğa bakarken onların sağlığından, can güvenliğinden sorumluydu. Fare gelip çocuğun elini yiyebilir, akrep sokabilir, çakal gelebilir, çocuk dışardayken bi haydut çocuğu kaçırabilir. Bütün bu sebeplerden dolayı çocuğa bakmakla sorumlu olan kadınların bütün radarlarının gün boyu açık olması onları daha hassas varlıklar haline getirmedi mi? Bu ayrım kadına olan şiddeti azdıran bişey mi? Mesela bir kadın bir bebekle saatlerce oynayıp ilginebilirken, bir erkeğin bunu yapamaması, ama bir kadının da bir erkek gibi fiziki zor işlerin altına girememesi, bunlar toplumsal cinsiyetçilik mi? Yoksa bunlar aslında binlerce yıllık bir toplumsal gelişimin organik sonuçları mı? Eğer erkekler kadınları kendileri ile eşit görmeye başlarlarsa, kadınlara erkeklere davrandıkları gibi davranmaya başlarlarsa bundan zararlı çıkacak olanlar yine kadınlar değil mi? Son 50-60 yıla kadar gelen bu doğal-seleksiyon merkezli toplumsal durumun bugün kadına şiddetin temeline konulması size artniyetli gelmiyor mu? Bana geliyor.
Mesela "toplumsal cinsiyet" derken bu seçilebilen bişey mi? Hani biz doğamız gereği erkek kadın rollerini paylaşmıyoruz da, ailenin ve toplumun zoruyla mı erkek kadın rollerini üstleniyoruz? Mesela aile, toplum, kültür olmasa, erkek-kadın arası bi fark kalmayacak mı? İki cinsiyet arası geçişler normalleşecek mi?
Şunlar toplumsal cinsiyetçilik mi?
  • Erkeğe mavi, kıza pembe giydirmek
  • Erkek çocuğuna erkek ismi, kız çocuğuna kız ismi vermek
  • Erkek çocuğuna aslan yeğenim, kız çocuğuna tatlı kızım demek
  • Erkek çocuğuna top, silah, kepçe, kız çocuğuna bebek hediye etmek.
Bu saydıklarımı cinsiyetçi değerlendirmek kültürü, geleneği, göreneği yok saymak, değersiz saymak değil mi?
Bütün bu saydıklarımla kadına şiddet arasında ne bağlantı var?
 
Madde 3-a: Ekonomik Şiddet diyor.
Ekonomik şiddet nedir? Erkek emlakçı karısına "şu müşterin beni rahatsız etti, onunla bi daha iş yapma" derse bu ekonomik şiddet mi? Şiddet ise, devlet bunun üstüne, erkek sanki karısını dövmüş gibi, kararlılıkla mı yürümeli? Madde 4-1 diyor ki "Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.". Sanki bu durumda devlet, yargı sistemi gemi azıya almalı gibi bi sonuç çıkmıyor mu? Bana kadın-erkek arası organik ilişkinin yerini suni, yapay bir ilişki çeşidi alacak gibi geliyor.
Psikolojik şiddet: Bir erkek karısına elinde olmadan bağırırsa, ve kadın erkeği şikayet ederse, o erkeğin uzaklaştırma kararıyla cezalandırılması sizce doğru mu? Normalde karı-koca ilişkilerinde edilen kavgalar, tartışmalar gönül almalarla bitmeli iken, devletin bekçi başı gibi aile kurumunun üstünde bir tarafın şikayetini beklemesi topluma ne kadar faydalı.
Sizce bu tür bir psikolojik şiddet ile cinsi/fiziki şiddet aynı şeyler mi?
Mesela bir kadın iş eğitimi için eşinden arabasını istese, iş eğitimine işyerinde çalışan başka bir erkekle gidecek olsa, ve kadının eşi ister kıskançlık, ister başka bi sebeple arabayı vermezse, bu erkeğin karısının ekonomik açıdan güçlenmesine engel teşkil ettiğinden dolayı ekonomik şiddet olarak görülebilir mi? Burda kadın erkek ilişkini robotlaştıran bir amaç yok mu?
Bu kadın kocasından bu iş eğitimi için ekstra para isterse ve koca vermezse, bu da ekonomik şiddet kavramına girmiyor mu? Madde 3-a diyor ki "Kadına karşı şiddetten, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır;". Adam para vermezse ekonomik zarar ve acı verdiği için sanki kadını dövmüş gibi değerlendirebilir mi? Eğer yok o kadar diyorsanız, istanbul sözleşmesi bu 4 çeşit şiddetin (ekonomik, cinsel, psikolojik, fiziksel) hepsini aynı tutuyor.
Bana kadınla erkek arasındaki gönül ilişkisini robotlaştıran bir amaç var sanki. Ama destekleyenler "ekonomik şiddete karşıyım" diyip destekliyor heralde?
 
Madde 4-3: Cinsel yönelim:
Mağdurların hakları cinsel yönelim konusunda ayrımcılık olmadan korunmalı diyor. Sizce, örneğin 13 yasındaki bir erkek çocuk "ben kadın olacağım" derse, aile buna karşı çıkarsa bu çocuğa karşı psikolojik şiddet midir? Bu kanuna göre aile içi şiddetin engellenmesi gereğince devlet çocuğu aileden alabilir mi? Madde 45 tedbir açısından çocuğun velayetinin aileden geri alınmasının yolunu açıyor. Avrupada olduğu gibi, aileyle çocuk arasında cinsel yönelimden dolayı bir gerilim olduğunda bunu aile içi şiddet sayıp çocuğu aileden alma yetkisine sahip bi devlet gücü var. Ben bunun Türk kültürüne ait olmayan bir şey olduğunu düşünüyorum.
 
Madde 45- yaptırımlar Taraflar Bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçların, ciddiyetleri dikkate alınarak, etkili, orantılı ve caydırıcı cezalarla cezalandırılması için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Taraflar faillerle ilgili olarak aşağıda belirtilen diğer tedbirler de alabilirler: 1) hüküm giyen şahısların izlenmesi veya bu şahısların kontrol altında tutulması; 2) Çocuğun menfaatleri, ki buna çocuğun güvenliği de dahildir, başka bir şekilde teminat altına alınamıyorsa velayet haklarının geri alınması.
 
Madde 12-1:
Örneğin çocuğa bakmak annenin görevi tarzı bir töre, gelenek var. Bunun kökünün kazınmasının yolu açılıyor. Kadınlar binlerce yıldır çocuk doğurup bakmış. Bir çocuğun uzun süreli ilgi açlığını bir erkek bir kadın gibi gideremez. Anne çocuğunun ağlamasını, isteklerini saatlerce çekebilir ama binlerce yıldır görevi eve aş getirmek olan bir erkek bu görevi yerine tam getiremez. Şimdi devletten bu konuda beklenen ne? Okullarda çocukluktan itibaren çocuklara "annenin çocuğa olan görevleri ile babanın görevleri birebir aynıdır" falan mı dicez? Ayrıca annenin çocuğa bakma görevinin kadına şiddetle ne alakası var?
 
Madde 12-5 ve 42: Sözde namus kavramından bahsediyor. Örneğin ben pavyonda çalışmak istiyorum diyen bir kadın kocası bağırır ve hayır derse, bu hem aile içi şiddet hem de ekonomik şiddet mi sayılacak? Eğer bu da bi çeşit şiddetse, devletin erkeğe bu konuda yaptırımı ne olacak? Bir sonraki aşama ne? Vatan namustur kavramı da "sözde namus" mu olacak?
Genele vurursak. Mehmet Akif "İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyeek" derken sözde namustan mı bahsediyordu?
Namus cinayetleri oluyor diye namus kavramını boş göstermek, hedef göstermek değil mi bu?
 
Madde 36-3: Birlikte yaşayan eşler diyerek batıdaki "common-law partnership" kavramını Türk sosyal yapısına evlilikle aynı seviyede getiriyor. Bu toplumun değiştirilmesi değil mi? Kadına şiddetle alakalı bi dokümanda bunun ne işi var?
 
Madde 48 - Aile büyüklerin elinin kolunun bağlanması
Her türlü şiddette (ekonomik, psikolojik, fiziksel), her türlü uzlaştırma ve arabuluculuk yasak.. Türk kültüründe bir çiftin arası bozulduğu zaman aile büyüklerinin araya girmesi var. Bu sözleşme bu ailesel müdaheleyi isteğe bağlı suç haline getirebiliyor. Neden? Türk aileleri çocuklarının (kız ya da erkek) ailevi problemlerine müdahale ettiklerinde bunun kendilerini adalet sistemi ile yüzyüze getirebilecek bişey olduğunu öğrendiklerinde hala istanbul sözleşmesine destek verirler mi?
Bu olayın dini bi tarafı da var. Ülkenin çoğunluğu Müslüman. Nisa/35'te karı koca arası problemlerde erkeğin ve kadının ailesinden birer hakem gönderin diyor. İstanbul sözlemesi bunu men edebiliyor.
 
Kadın kavramının 18 yaş altını da kapsaması: Buna göre 18 yasının altında seks yapan çocukların ebevenynleri tarafından disipline edilmesi, tepki gösterilmesi, cezalandırılması cinsel/psikolojik şiddet tanımına giriyor mu? Örneğin çocuk 16 yasında hamile kaldı. Aile "çocuğun babasıyla evleneceksin" derse bu zorla evlilik kavramına giriyor mu? Giriyor ise istanbul sözlemesi zorla evlilikleri yasaklıyor ve mağduru koruma altına alıypr. Bu durumda 15-16 yasındaki hamile kız çocuğunu psikolojik şiddet gerekçesi ile ailesinde koparabilir mi? Bu sözleşmeyi destekleyenler etrafta evlilik dışı hamile kalmış 15-16 yasında kızlar gördükleri zaman bunun toplumsal açıdan yıkıcı olduğu konusunda hemfikirler mi?
 
Benim çözüm önerim - Madde 16 Erkek kadın ilişki bozulmalarında (boşanmalarda, ya da ayrılık sonrası şiddetli diyaloglarda) hem erkeğe hem kadına zorunlu terapi şart olmalı. Kadın "benim beraber olduğum X kişisinin yardıma ihtiyacı var" dedi mi devlet o kişiye zorunlu zihinsel yardım sunmalı. Olmalı ki keskin sirkenin küpüne nasıl zarar verebileceğini anlasınlar. Anger management kursları da olur. Bu sayede cinnet geçirebilecek pek çok insan bir hata yapmadan doğru yolu bulabilir. Bence cinnet geçiren bi adamı hiç bir kanun durduramaz. Madde 16 o yönden güzel. Neden hem kadına hem erkeğe terapi diyebilirsiniz. Çünkü fiziki güç olarak üstünlük erkekte ama psikolojik güç kadında. Kadınlar da konuşarak erkekleri raylarından çıkarabiliyorlar. İki taraf ta terapi almalı.
Bence evet bi erkeğin kadına el kaldırması şiddet: Fiziki şiddet. Bir kadının laflarıyla erkeği zıvanadan çıkarması da şiddet: Psikolojik şiddet.  
Sözleşmenin taraflara yardım konusunda güzel maddeleri var. Barınak olsun, psikolojik yardım olsun.. Ya da şiddet gören kadının anında iletişim kurabileceği yardım masaları olsun. Bunlar güzel şeyler. Ama sözleşme içindeki kimi maddeler ve isteklerin toplumun dengesini bozmaya çanak tuttuğu hissini yaratıyor bende.
Bu sözleşmenin yazarı Feride Acar. Buraya göre http://www.kimkimdir.net.tkişileferide-acar . Bir oğlu var, adı da Aybar Can Acar. Aybar adı türk Sosyalisti "Mehmet Ali Aybar"dan mı geliyor? Şahıs akademisyen olduğu halde çocuğuna idol olarak gördüğü birinin adını mı verdi acaba? Ebeveynlerin hayat görüşünü yansıttığı için çocuklarını isimlerdimelerine aşinayım. Deniz, Mahir, Ulaş, Mehmet Akif, Yunus Emre, Sümeyye, Talha falan.. Ama Aybar ismini ilk defa duydum desem yanlış olmaz. Tabii başka bir Aybar da olabilir. Spekülasyon yapıyorum. Kendisi de sosyalist mi? Marksist mi? Marksizmin sistemi alt-üst etmek için sistemi ayakta tutan her kuruma saldırıp devrimi gerçek kılmaya çalıştığı bilinen bir olay. Bu kadının toplumu gelenekse olarak ayakta tutan tarih, aile, gelenek, görenek, ortak bi geçmiş ve gelecek, ortak tarihi kahramanlar gibi kavramlara bakışını merak ediyorum. Acaba dünyanın nüfusunun 2 milyardan az olması gerektiğini savunan anti-insan temelli bir bakış açısına mı sahip? Merak içindeyim
submitted by RealSerdar to Turkey [link] [comments]


2020.10.10 08:00 RealSerdar İstanbul Sözleşmesi hakkında bazı sorular ve eleştiriler

Antlaşmanın ismi güzel:"İstanbul Sözleşmesi":
Akılda kalıcı. Sempatik. Umut uyandırıcı. Adı Siirt sözleşmesi değil. Nevşehir sözleşmesi değil. Adı özellikle güzel seçilmiş gibi. Bunu Amerikalı'ların büyük kanunlara isim seçmesine benzetiyorum. Patriot Act, Net Neutrality, Dreamer Act, Obamacare tarzı.
 
Sloganı da güzel: "İstanbul sözleşmesi yaşatır" Kısa, akılda kalıcı, kendine has bi ritmi var. İnsanda paylaşma hissi yaratıyor. Bu tür bir slogana karşı olmak çok zor. Çünkü kim insanların yaşatılmasına karşı gelebilir ki?
 
Sözleşmeye olan eleştirileri izledim. Aklıma yatanları ve yatmadığı halde bende soru işareti uyandıran kısımları şunlar.
Sözleşmeyi de okudum ama kontrat şeklinde yazıldığı için ve hukuk geçmişim olmadığı için eleştirileri dinlemeyi tercih ettim. Bir kontratta yazan ince husuları o eleştirilerde detaylı dinledim. Eleştiriler ise genelde "şeytan ayrıntıda gizlidir" tarzında.
 
Sözleşme burda: https://im.habertürk.com/ımages/others/2020/02/20/STANBUL_SÖZLEŞMES.pdf
 
Madde 3-c: Toplumsal Cinsiyet:
Sözleşme neden buna bu kadar vurgu yapıyor. Kadınların toplum içindeki görevleri ile kadına şiddet arasında direkt bağlantı mı görüyorlar? Kadınlar ve erkekler yapı olarak birbirilerinde farklılar. Milyonlarca yıllık bir ayrımdan bahsediyoruz. Bu ayrım kadına olan şiddeti azdıran bişey mi? Mesela bir kadın bir bebekle saatlerce oynayıp ilginebilirken, bir erkeğin bunu yapamaması, ama bir kadının da bir erkek gibi fiziki zor işlerin altına girememesi, bunlar toplumsal cinsiyetçilik mi? Yoksa bunlar aslında binlerce yıllık bir toplumsal gelişimin organik sonuçları mı? Eğer erkekler kadınları kendileri ile eşit görmeye başlarlarsa, kadınlara erkeklere davrandıkları gibi davranmaya başlarlarsa bundan zararlı çıkacak olanlar yine kadınlar değil mi?
Mesela "toplumsal cinsiyet" derken bu seçilebilen bişey mi? Hani mesela biz doğamız gereği erkek kadın rollerini paylaşmıyoruz da, ailenin ve toplumun zoruyla mı erkek kadın rollerini üstleniyoruz? Mesela aile, toplum, kültür olmasa, erkek-kadın arası bi fark kalmayacak mı? İki cinsiyet arası geçişler normalleşecek mi?
Şunlar toplumsal cinsiyetçilik mi?
  • Erkeğe mavi, kıza pembe giydirmek
  • Erkek çocuğuna erkek ismi, kız çocuğuna kız ismi vermek
  • Erkek çocuğuna aslan yeğenim, kız çocuğuna tatlı kızım demek
  • Erkek çocuğuna top, silah, kepçe, kız çocuğuna bebek hediye etmek.
Bu saydıklarımı cinsiyetçi değerlendirmek kültürü, geleneği, göreneği yok saymak, değersiz saymak değil mi?
Bütün bu saydıklarımla kadına şiddet arasında ne bağlantı var?
 
Madde 3-a: Ekonomik Şiddet diyor.
Ekonomik şiddet nedir? Erkek çalışan karısına "şu müşterin beni rahatsız etti, onunla bi daha iş yapma" derse bu ekonomik şiddet mi? Şiddet ise, devlet bunun üstüne, erkek sanki karısını dövmüş gibi, kararlılıkla mı yürümeli? Madde 4-1 diyor ki "Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.". Sanki bu durumda devlet, yargı sistemi gemi azıya almalı gibi bi sonuç çıkmıyor mu? Bana kadın-erkek arası organik ilişkinin yerini suni, yapay bir ilişki çeşidi alacak gibi geliyor.
ya da psikolojik şiddet: Bir erkek karısına elinde olmadan bağırırsa, ve kadın erkeği şikayet ederse, o erkeğin uzaklaştırma kararıyla cezalandırılması sizce doğru mu? Normalde karı-koca ilişkilerinde edilen kavgalar, tartışmalar gönül almalarla bitmeli iken, devletin bekçi başı gibi aile kurumunun üstünde bir tarafın şikayetini beklemesi topluma ne kadar faydalı.
Sizce bu tür bir psikolojik şiddet ile cinsi/fiziki şiddet aynı şeyler mi? "Violance is violance" mi diyorsunuz?
Mesela bir kadın iş eğitimi için eşinden arabasını istese, iş eğitimine işyerinde çalışan başka bir erkekle gidecek olsa, ve kadının eşi ister kıskançlık, ister başka bi sebeple arabayı vermezse, bu erkeğin karısının ekonomik açıdan güçlenmesine engel teşkil ettiğinden dolayı ekonomik şiddet olarak görülebilir mi? Burda kadın erkek ilişkini robotlaştıran bir amaç yok mu?
Mesela kadın kocasından bu iş eğitimi için ekstra para isterse ve koca vermezse, bu da ekonomik şiddet kavramına girmiyor mu? Madde 3-a diyor ki "Kadına karşı şiddetten, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır;". Adam para vermezse ekonomik zarar ve acı verdiği için sanki kadını dövmüş gibi değerlendirebilir mi? Eğer yok o kadar diyorsanız, istanbul sözleşmesi bu 4 çeşit şiddetin (ekonomik, cinsel, psikolojik, fiziksel) hepsini aynı tutuyor.
bana kadınla erkek arasındaki gönül ilişkisini robotlaştıran bir amaç var sanki. Ama destekleyenler "ekonomik şiddete karşıyım" diyip destekliyor heralde?
 
Madde 4-3: Cinsel yönelim:
Mağdurların hakları cinsel yönelim konusunda ayrımcılık olmadan korunmalı diyor. Sizce, örneğin 13 yasındaki bir erkek çocuk "ben kadın olacağım" derse, aile buna karşı çıkarsa bu çocuğa karşı bi şiddet midir? Bu kanuna göre aile içi şiddetin engellenmesi gereğince devlet çocuğu aileden alabilir mi? Devlet çocuğa bu cinsiyet ataması ameliyatı yapmaya mecbur mu? Madde 45 tedbir açısından çocuğun velayetinin aileden geri alınmasının yolunu açıyor. Avrupada olduğu gibi, aileyle çocuk arasında cinsel yönelimden dolayı bir gerilim olduğunda bunu aile içi şiddet sayıp çocuğu aileden alma yetkisine sahip bi devlet gücü var. Ben bunun Türk kültürüne ait olmayan bir şey olduğunu düşünüyorum.
 
Madde 45- yaptırımlar Taraflar Bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçların, ciddiyetleri dikkate alınarak, etkili, orantılı ve caydırıcı cezalarla cezalandırılması için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Taraflar faillerle ilgili olarak aşağıda belirtilen diğer tedbirler de alabilirler: 1) hüküm giyen şahısların izlenmesi veya bu şahısların kontrol altında tutulması; 2) Çocuğun menfaatleri, ki buna çocuğun güvenliği de dahildir, başka bir şekilde teminat altına alınamıyorsa velayet haklarının geri alınması.
 
Madde 12-1:
Örneğin çocuğa bakmak annenin görevi tarzı bir töre, gelenek var. Bunun kökünün kazınmasının yolu açılıyor. Kadınlar binlerce yıldır çocuk doğurup bakmış. Bir çocuğun uzun süreli ilgi açlığını bir erkek bir kadın gibi gideremez. Anne çocuğunun ağlamasını, isteklerini saatlerce çekebilir ama binlerce yıldır görevi eve aş getirmek olan bir erkek bu görevi yerine tam getiremez. Şimdi devletten bu konuda beklenen ne? Okullarda çocukluktan itibaren çocuklara "annenin çocuğa olan görevleri ile babanın görevleri birebir aynıdır" falan mı dicez? Ayrıca annenin çocuğa bakma görevinin kadına şiddetle ne alakası var?
 
Madde 12-5 ve 42: Sözde namus kavramından bahsediyor. Örneğin ben pavyonda çalışmak istiyorum diyen bir kadın kocası bağırır ve hayır derse, bu hem aile içi şiddet hem de ekonomik şiddet mi sayılacak? Eğer bu da bi çeşit şiddetse, devletin erkeğe bu konuda yaptırımı ne olacak? Bir sonraki aşama ne? Vatan namustur kavramı da "sözde namus" mu olacak?
Genele vurursak. Mehmet Akif "İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyeek" derken sözde namustan mı bahsediyordu?
Namus cinayetleri oluyor diye namus kavramını boş göstermek, hedef göstermek değil mi bu?
 
Madde 36-3: Birlikte yaşayan eşler diyerek batıdaki "common-law partnership" kavramını Türk sosyal yapısına evlilikle aynı seviyede getiriyor. Bu toplumun değiştirilmesi değil mi? Kadına şiddetle alakalı bi dokümanda bunun ne işi var?
 
Madde 38: Türkiye'de kadın sünneti problemi yok. Hiç duymadım böyle bişey. Afrika ülkelerinde hala devam eden bi gelenek diye biliyorum.
 
Madde 48 - Aile büyüklerin elinin kolunun bağlanması
Her türlü şiddette (ekonomik, psikolojik, fiziksel), her türlü uzlaştırma ve arabuluculuk yasak.. Türk kültüründe bir çiftin arası bozulduğu zaman aile büyüklerinin araya girmesi var. Bu sözleşme bu ailesel müdaheleyi isteğe bağlı suç haline getirebiliyor. Neden? Türk aileleri çocuklarının (kız ya da erkek) ailevi problemlerine müdahale ettiklerinde bunun kendilerini adalet sistemi ile yüzyüze getirebilecek bişey olduğunu öğrendiklerinde hala istanbul sözleşmesine destek verirler mi?
Bu olayın dini bi tarafı da var. Ülkenin çoğunluğu Müslüman. Nisa/35'te karı koca arası problemlerde erkeğin ve kadının ailesinden birer hakem gönderin diyor. İstanbul sözlemesi bunu men edebiliyor.
 
Kadın kavramının 18 yaş altını kapsaması: Buna göre 18 yasının altında seks yapan çocukların ebevenynleri tarafından disipline edilmesi, tepki gösterilmesi, cezalandırılması cinsel/psikolojik şiddet tanımına giriyor mu? Örneğin çocuk 16 yasında hamile kaldı. Aile "çocuğun babasıyla evleneceksin" derse bu zorla evlilik kavramına giriyor mu? Giriyor ise istanbul sözlemesi zorla evlilikleri yasaklıyor ve mağduru koruma altına alıypr. Bu durumda 15-16 yasındaki bir kız çocuğunu psikolojik şiddet gerekçesi ile ailesinde koparabilir mi?
 
Benim çözüm önerim - Madde 16 Erkek kadın ilişki bozulmalarında (boşanmalarda, ya da ayrılık sonrası şiddetli diyaloglarda) hem erkeğe hem kadına zorunlu terapi şart olmalı. Kadın "benim beraber olduğum X kişisinin yardıma ihtiyacı var" dedi mi devlet o kişiye zorunlu zihinsel yardım sunmalı. Olmalı ki keskin sirkenin küpüne nasıl zarar verebileceğini anlasınlar. Anger management kursları da olur. Bu sayede cinnet geçirebilecek pek çok insan bir hata yapmadan doğru yolu bulabilir. Bence cinnet geçiren bi adamı hiç bir kanun durduramaz. Madde 16 o yönden güzel. Neden hem kadına hem erkeğe terapi diyebilirsiniz. Çünkü fiziki güç olarak üstünlük erkekte ama psikolojik güç kadında. Kadınlar da konuşarak erkekleri raylarından çıkarabiliyorlar. İki taraf ta terapi almalı.
 
Bu sözleşmenin yazarı Feride Acar. Buraya göre http://www.kimkimdir.net.tkişileferide-acar . Bir oğlu var, adı da Aybar Can Acar. Aybar adı türk Sosyalisti "Mehmet Ali Aybar"dan mı geliyor? Şahıs akademisyen olduğu halde çocuğuna idol olarak gördüğü birinin adını mı verdi acaba? Tabii başka bir Aybar da olabilir. Spekülasyon yapıyorum. Kendisi de sosyalist mi? Marksist mi? Marksizmin sistemi alt-üst etmek için sistemi ayakta tutan her kuruma saldırıp devrimi gerçek kılmaya çalıştığı bilinen bir olay. Bu kadının toplumu gelenekse olarak ayakta tutan tarih, aile, gelenek, görenek, ortak bi geçmiş ve gelecek, ortak tarihi kahramanlar gibi kavramlara bakışını merak ediyorum. Acaba dünyanın nüfusunun 2 milyardan az olması gerektiğini savunan anti-insan temelli bir bakış açısına mı sahip? Merak içindeyim
submitted by RealSerdar to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.10.05 18:06 ArsenicW Kırmızı Oda

Bir başka yarındı bugüne uyandığı. Çalar saatin o’nda takılı kalması, durdurmuştu on’da zamanı. Susturmuştu odanın duvarlarında yaşamakta olan haykırışları, her biri başka bir insanın yankısı, başka bir geleceğin sanrısıydı. Hazırlamalıydı kendini, ‘’Bugün büyük gün!’’ diyerek kaldırmalıydı bedenini ve çeki düzen verilmiş olmalıydı hisleri. Histeri bir şekilde de olsa terketmeliydi kimliği, bu kez başka biriymiş gibi davranmalı, uzaklaşmalıydı. Gandhi’nin öldüğü sene, Polaroid çıkartırken ilk şip şak makinesini, bunun bir mucize olduğunu tekrardan yinelemeliydi dudakları; tarihte ilk kez bir kamera, fotoğrafları anında basabiliyor, yakalıyordu zamanın ritmini, unutmana izin vermiyordu ne de olsa her şeyi. Sağ omzunu dolabın yanındaki odaya çevirdiğinde çehresi; koyu perdelerin içerisinden sızmayan parıltı, gölgelendiriyordu her bir kareyi, odanın kapısı altından vuruyordu loş ışığın rengi:
Kırmızıydı, kızıla çalan, çatlamış bir dalga boyu; akıyordu anılarından, pıhtılaşıyordu odada ve yıkanıyordu günahlarla. Küçük yaşta başlamıştı kana olan susamışlığın ızrarı aslında. Cumhuriyet Köprüsü’nün epey uzağında, Tavşantepe’de atılan adımlar yoruyordu yokuş yukarı. Küçük adımları vardı kadının; sırtını örten saçlarından salınan güneşin parlaklığı ve hayaller kurduracak kadar gerçek bir gülümsemenin hatları. Göz kapaklarında saklanan ışığın sokakları aydınlatması ve dağıtıyor olmasıydı karanlığı. Cennet ve cehennemi aynı anda yaşatan varlığı ve inançsız bir kimse için Tanrı’nın ispatı gibiydi getirdiği baharı. Yalnız hep kıştı onun için hayatı ve kıyısında yer alıyordu bir dehlizin, uzuyordu gözlerinde.
Aralandığında kapakları o günde, ‘’Değiştim,’’ diyerek uzanıyordu öğütülmüş kahve çekirdeklerine. O esnada duvardaki rafların en ulaşılmaz köşesinde, George Dickel bakıyordu şişeden, kömür filtrelerinden dökülüyordu Tennessee nehrine. Bir kez göz göze gelmelerinin ardından, çevirdi başını pencereye ve eline aldığı fincanı götürdü dudaklarına yeniden. Sıhhiye metrosu geçiyordu; raylardaki titreşim sarsıyordu daireyi, dün uyandığında Maltepe peronları çarpıyorken gözüne, kapalı bir hava, bulutlu bir gök yüz sıkmıştı elini tanışmak istercesine, dercesine idi bu yüzden tüm gelgitler. Yirmi dokuzunca ayetinde o surenin, birlikteydi kadının adı ve o eşsiz gürültüsüyle gökler. Galena kutusunda yer alan neşter ve yanı sıra bisturi uçları zeminde. ‘’Ardımda bırakmamalıyım,’’ dedi öncesinde, bir gece ötesinde gördüğü rüyayı aklına getirdiğinde, o kapının açılmaması gerektiğini biliyordu içten. Nevroz sarıyorken kaygıları, sahnelendi zihninde en köhne köşeye bırakılmış rüyanın kalıntıları. Bir hıçkırık sesine uyanıyordu üçü geçtiğinde yelkovan ve akrep yeni tamamlıyordu zodyağı. Vega boğulurken eflatuna, kaldırıyordu bedenini yatağı, yaklaşıyordu yüzü tavana, çevrilmiyordu sağa ya da sola. Kırmızı odanın eşiğinden, çürümüş et kokusuyla beraber akıyordu kanlar. Hıçkırık sesi bir uğultu halini almıştı o an; bir kaç yıl önce kaybettiği teyzesi, babası ve halası gelmişti aklına. Sadece biri olsa da gözyaşlarında, başka bir boyuttan yardım alabileceğini düşünmüş olabilirdi bakıldığında. Kıpırdayamıyordu, bir halatla bağlanmış gibiydi limana, havada asılı duran bedeni hareket edemiyordu. Bir güç çevirerek yüzünü, bir yanardağdan yayılan lavlar gibi ilerleyen kanın koyuluğuna bakmasını istiyordu. O esnada boynundaki kıkırdak dokunun sesini dahi hissetmişti, bir reçel kavanozunun döndürülerek açılıyor olmasındaki tınıya benzerdi. Bir kaç amperdi, vücudundaki akımın şiddeti, içindeki korku ile büyüyor, büyüdükçe de küçülüyordu gözleri, bakmak istemiyordu daha fazla. Aynı güç buna da engel olmalıydı ki, pıhtılaşmış kan yükselerek bir yüz halini alıyor ve gözlerini ayıramıyordu ondan. Tanıdıktı adam; belirmekte olan sima yabancı değildi asla. ‘’Seni tanıyorum,’’ demeye kalkıştığında, henüz çözünmemişti dudakları ve gürültü eşliğinde yerçekimi çalışmaya başlamış, düşmüş, kapaklanmıştı yüzü koyun halıya, kan banyosundan farksızdı dört duvar. Ayağa kalkmak istemişti, zemin o kadar kaygan olmalıydı ki, yalnız birkaç başarısız girişimdi denediği. Esnemekteydi kemikleri, bir epilepsi hastası gibi gerilmekte olan vücudu, sersemletmişti hisleri. Difteri olmuşçasına güçlük çekiyordu yutkunmakta ve lenf bezleri şişkin, konuşamıyordu asla. Çıkmalıydı kabustan; bu eski yapıdaki apartman dairesinden çıkmanın tek yolu koridora açılan kapı olmasına rağmen, kırmızı oda aralanıyordu o esnada, artıyordu çığlıklar zihninin kalabalık ortamlarında. Bir bütün halini alan kan parçacıkları, gördüğü sima dışında bir bedene bürünüyordu o an. Uyanmalıydı; vitrinin üzerindeki ayna yere düştüğünde irkildi önce, kesik bir parçayı eline aldığında ise aklını kaybedecek gibi hissetti kendisini göremeyince. Ardında yükselen bir beden ve aynada gördüğü bir başkası, ona ait olan hiçbir şey yoktu o rüyada, başka bir aklın çıkmazı olmalıydı bu yansıma.
Çıkardı, attı o geceyi kafasından; bisturi parçalarını toparladı önce, özenle yerleştirdi kutusuna. Düzenledi nevresim takımını ardında ve kırmızı odanın asma kilitini kontrol etti tekrardan. Amerikan mutfağın üzerinde yer alan fincan ve kupaları yerleştirdi yerine ve koridora açılan kapıya dokunduğunda, son kez baktı geriye. Her şey tamamdı, çıkardı bedenini daireden ve uzandı güneşin yakıcı nefesine.
Ardında anahtarlar temas etti kapının kilidine, aralandı geceye, içeri uzandı adamın bedeni ve sert bir biçimde kapattı kapıyı. George Dickel’ı aradı gözleri, bulduğunda bir kadeh, kullanmayı bile düşünmedi. Acılığı hissetti içinde, yanmayı; yakılmayı düşledi ertesinde, toprağın üzerine örtülmesinden, yavaşça çürüyecek olmasındansa, alevin maviliğinde parlamalı, erimeliydi. Tükeniş bir okyanusun derinliğinde olsa da, boğulmaktansa ateşlerin içerisinde olmayı yeğledi. Gözleri aradı neşteri, bulamıyorsa da nereye koyduğunu, aramak için onu üşendi. Bakındı etraflıca, ‘’Ay bu gece daha parlak,’’ diyerek kapattı perdeyi, pencerenin eşiğinden ise rüzgar fısıldıyordu adeta ve rahatsız ediyordu düşünceleri. Düşleri bir yandan, düşledi kadını o anda. Asma kilide takıldı gözleri, ‘’Garip şeyler oluyor,’’ diyerek kaldırdı bedenini, birkaç uğraş ile açmayı denedi. Luka yedide bahsedilirdi ve dirilmişti biri, Ra’d suresinde de anlatıyordu diyerek, kadının anahtarı nereye koyabileceğini düşündü sesli, bir sinir harbinin ötesinde, kadının bu denli grift olmasınaydı sözleri. Özveri, özünde sahip olduğu bir nitelik değildi, kaçışların ve tembelliğin izlerini taşırdı adamın zihni. Gizli de değildi; kırmızı odanın içerisinde yer alan ilahi gücü hissetmişti. Bir yaşamı ellerinde tutuyor olmak, önce Tanrı’yı yaratmak ve ardında yok etmek hepsini. Göz kapağının üzerinden beyne ulaşarak, söküp çıkarmak ilahi kudreti, fikirleri ve kimliği. Limbik lobun içerisinde yer alan tüm o zayıflığı köreltmek ertesi. Bu yüzden açılmalıydı o kapı ve bu sebeple bulmalıydı anahtarı. İlk doğduğu gece canlanırken zihninde, asla vazgeçmemeli, bırakmamalıydı doğuşları.
Şahit olmuştu; bir Ekim gecesinde ıssızdı sokağı, yanmıyordu lambaları ve ıslaktı kaldırımları. Siyah puantiyeli eteğin üzerinden, tunik bir gömlek salınıyordu adamın. Kaçınıyordu sorulardan; yanında otuzlarında bir genç, gecelerin ne denli korkutucu olduğundan bahsediyordu ona. O sıra, evin hemen sokağın sonunda olduğunu belirtmiş ve bir kahve eşlik edebilir demişti akşama. Üç ya da dört damlaydı fincanda; en geç beş dakika içerisinde gencin gözleri derin bir uykyuya dalacak ve açılmayacaktı bir daha.
Kırmızı oda; birkaç metrekare içerisine sığdırılmış dünyalar, fotoğralar ve anılar. Fırınlanmış gürgen ağacı ve pas tutmayan krom, çelik ayakları. Tahtanın üzerine yatırılmış bir beden ve öncesinde dizlerinden kopartılmış uzuvları. Solunda odanın duvarında, lekeleri kanların, sağında yaşamın kıyısında, şapeli Dali’nin ve ayini sonbaharın. Son akşam yemeği Salvador’da ve Washington sanat galerisinde sergilenen bir tablodandı aktarım. Sapma noktasının çok uzağında bisturi parçaları ve lobotomi için gerekli bir çekiç ve buz kıracağı. Hazırdı, adam gecenin o dehşet verici saatlerine ulaşmadan, ‘’Fulton haklı, saflaştırmalıyım insanı,’’ diyerek gencin şakağından, uzandı odalarına aklının. Bir hastalıktı her birinde, yayılıyordu; zihnin en köhne yerlerine gizlenerek, kirletiyordu fikirleri, bir Pazar ayininde görülüyordu. Nefret örtüyordu üzerini; bir kadını seviyorsa da kadın, hastalıktı yalnız, bir rahibi öldürüyorsa da adam, çıkarıp, kopartılmalıydı bu lanet ansız. Dahası vardı; bir korkuysa şeytani her bedenden, bir sevgiyse haddinden fazla gösterilen, yok edilmeli, alınmalıydı zihnimizden. Freeman gibi, önce göz yuvasından girmeliydi buz kıracağı içeriği, ardında beynin ön lobundaki korteksin kesilmesi gerekirdi. Arınmaktı geçmişten ve kurtulmaktı bir hastalık olarak adlandırılan her etkiden. O esnada tepkiden müzdaripti genç beden, lokal anestezi dahi uygulanmamış, antipsikotik bir ilaçtan dahi alınmamıştı yardım. İlk gecesiydi adamın, dikkatsiz ve dağınıktı sanrısı. Tanı koymuş olsa da insanlığa, tartamamıştı ne noktaya kadar gideceğini ve nerede durması gerektiğini bilmiyor gibi davranmıştı ertesi, bu yüzden küçük kırmızı odanın, Keller projesini yaşatmak için, ufak, sanayi tipi bir fırını vardı. Odanın kapısı aralandığında, tam olarak karşında yer almakta, kapağını açabilmek için ise, biraz eğilmeliydi bir yanı. Heimolen kadar olmasa da ocağı, Gent’in çok uzaklarında yaşamı sonlandıran bir başka mimariydi yapısı. Parçalamalıydı; başarsızlığın ardında önce ayaklar, ardında kollar yakılmalı, yanmakta olan uzuvların turuncuya dönerek harlamasını izlemeliydi bakışları. İlk kez uyanmıyordu biri ve arınması için tamamen kül olmalı diye düşünürdü adamın zihni. Belki küllerinden doğacak bir Anka, ya da Aralık’ta tekrar dirilecek olan bir Mesih düşüncesiydi hata. Hala günahlarından kopartmak için uğraşıyor olsa da her birini, ellerindeki kanın kokusu çıkmıyordu asla ve unutamıyordu o geceyi. Başarısız bir lobotomi ardında, anatomiyi de incelemek istemiş ve yanlışlıkla kan banyosuna çevirmişti evi. Farklı bir hazzın üzerinde oluşturduğu hissi, erişilmesi güç bir zevkin doruklarını yaşar gibi dillendirmiş ve kalbin tadının nasıl olduğunu dahi merak etmişti. Dahmer tadın fleminyonu andırdığını söylemiş olsa da, Sagawa tatsız ve tuzsuz olduğundan yakınmıştı zamanında, Nelson gibi barbekü sosuna ihtiyacı olabileceğini dahi düşünmüştü adam. Kırmızı odada tanrıyı oynuyor olsa da, şeytanı hiç getirmemişti aklına; hiçliği bu denli enjekte etmeye çalışırken kurbanlarına, bir amacı vardı, bir doğum için birilerinin son verilmeliydi yaşamına. Bulmalıydı anahtarı, yoksa yozlanmış bir topluma gösteremeyecekti ışığı, kırmızıydı.
Kızıla çalan, tarif edilemeyen bir rengin yoğunluğuydu aksanı; dönüyordu çarkları, yeni bir ruhun daha kurtarılması gerekiyordu odada, kadının saklamış olduğu anahtardı cenneti dünyaya getirecek olan. Adamın ak düşmüş sakallarından dökülüyordu çavdar, bir iki damla, şişede durduğu gibi durmuyordu asla. Koridora çıkacak ve merdivenlerin hemen yanında bulunan yangın dolabındaki baltayı alacak ve biraz gürültü olmasına izin verecekti ardında. Odanın kapısına vurduğu her darbe ile kutsal bir gücün içine dolduğunu hissedecek ve uzanacaktı bir meleğin kanatlarına. Durmadı adam, defalarca yükseldi göğe balta ve bir hışımla saplandı kapıya, parçalara ayırdı. Göz bebeklerinde büyüyen delilik, aklını kaçırmış bir insanın bakışlarından çok daha fazlasıydı. Tanrısıydı bu küçük dünyanın; gecenin karanlığına, odanın ardına araladı kapıyı ve içeri girdi sanrıları.
Güneş doğdu batıdan o esnada, ardından koridora uzanan kapı açıldı kadın tarafından. Zeminde kırık cam parçaları ve yanı sıra halının üzerinde boş bir viski şişesi, mutfağın yanına bırakılmış kavanozlar ve içinde bilyeye benzer yansımalar. Sonuna kadar açıktı oda, kilidi ile beraber duruyordu halıda. Bir hışımla koşuyordu cama, perdeyi açıyordu sonuna kadar. Biraz daha aydınlık, soluyabileceği kadar temiz bir hava yoktu bakıldığında, nefesi dahi kokuyordu odanın. Çürüdüğünü hissediyordu kadının bir yanı, bir tarafı hala orada, ürkek bakışlar ile yaklaşıyordu odaya. Dün gece gördüğü başka bir kabus geliyordu aklına, başka bir yaratık peşini bırakmayan. Bir polaroid makina ardında, çekilmiş fotoğraflardı duvarda asılı duran.
Gözlerini açıyordu henüz sabah olmadan; tıpkı bugününde var olduğu gibi, gecesinde de kırık kapı, elinde bir balta, ancak çalışmıyordu yangın alarmı. Kasap tahtasının üzerinde durmakta olan bir uzvuydu insanın, yarımay şeklindeki lunuvalar kazınmış ve uca doğru kıvrımlar oluşturmuştu kanca tırnağı. Gürgene kapaklanmış şekilde duran elin, eskikti bir kaç parmağı. Çokça zamanını almamıştı kesilmiş ve köşeye atılmış diğer parçaları bulması. Fotoğraflara bakmıştı sonrasında, nedense pek şaşırmış gibi görünmüyordu rüyada. Bir çok erkek bedeni vardı tonlamada, kimi siyah, kimi beyazdı ışığın yoğunluğunda. Yüzleri olmadığı için çıkaramamıştı hiçbirini, hayal dahi edememişti kimliklerini. Salvador Dali’nin tablosuna baktıkça asılı karelerin üzerinde, mandalların daha sanatsal bir görsel oluşturduğunu düşünmüş, küçüklüğünde de yaptığı gibi, parmaklarının üzerine yerleştirmişti herbirini. Bir kukla sanatçısını andırırcasına oynatıyordu eklemlerini, gezindiriyordu odada. Koparılmış ele dokunduğunda ise teni, kendisini, sağındaki fırının sıcaklığına kaptırmıştı bakışları. Bir anne yüreği gibi, ısıtmıştı benliğini, sanki arkasında yükselen bir opera, salınmasını, dans etmesini istemişti. Süzülmesini; bir sonbahar yaprağı gibi ayrılmasını dallarından, sürüklenmesini rüzgarla. Bir önceki gecede gördüğü o kabusa karşın, mutlu bir tablonun içerisinde yer alıyor, sanki mutluluktan yerden kesiliyordu ayakları ardında. Ancak kısa sürmüştü bu furya; ‘’Hatırla,’’ diye yükselen bir ses duymuştu kabusta, arkasında, daha öncesinde olduğu gibi kanların arasından yükseliyordu bir adam. Tekrarlıyordu uğultuyu, ‘’Hatırla,’’ dedikçe vuruyordu duvarlara, savruluyordu kırmızı odanın dar ağacında. ‘’Ra’d, beni serbest bırak!’’
Tekrar irkilmesine sebep oldu bu yafta, rüyayı atarak aklından, yavaşça yakınlaşmasını sürdürdü odaya. Birkaç anı karışıyordu, karşılaşıyordu bir kaldırımın diğer ucunda, kararsız, kararlı bir tutum eşliğinde ilerliyordu oraya. Adımları eşiğine geldiğinde kapının, duraksamıştı kadın; bir bilinmezliğin içine dalmak, karanlığın koynuna sarılmak gibiydi her atım. Fotoğraf karelerinde yer alan cesetler, neredeydi şimdi? Yoksa bu ufak çaplı krematoryumun içerisinde mi erimişti, küllere mi dönüşmüştü her biri? Kök hücreleri alınarak o kimselerin, tekrar vücuda enjekte etmenin ardında yer alan, başarısız bir diriltme girişimi miydi yoksa kefensiz alevlendirilmesi? Yanıt bulamıyordu, belki kaçındığı, asla görmek istemediği kimliklerden, sahte anılar oluşturuyordu. Tanrı’yı oynamak, onu bir oyuncağa dönüştürüyor, El Hazret’in çıldırmasındaki gibi, bir başka dünya ile iletişim kurduğunu düşündürüyordu. Bir yanımsama doğrultuyordu belini, Nostradamus, ‘’Su hareketleniyor, limbe eteğinden ayağa, büyük bir korku, içten bir ses, farklı bir titreme, ilahi ışık, kutsal haber artık yanımda,’’ diye söylenirken harlıyordu bir anda alev fırında. Sonuna kadar açık perdeler kapanıyordu o anda, bir güç itiyordu kadını odanın karanlığına. O kırık, paramparça kapı, nasıl olduysa, bedenin içeri girmesiyle kapanıyordu arkasından. İlk gecesindeki gibi, o loş kırmızının içindeydi şimdi; bilmediği bir dildi kulaklarında, mandallar ile asılmış fotoğralar düşüyordu ayaklarına. Her birinin arkasında ibranice yazılar vardı baktığında, ‘’Hayom, etmol,’’ gözlerine çarpandı, dün aslında bugün ve birdi Tanrı’nın evi; kitapları, herbiri onun eseriydi yalnız. Çınlıyordu kulaklarında çığlıklar, ‘’Kama zman ata nish’ar?’’ ve yanıt veriyordu kadın uğultuya: ‘’Çok kalmayacağım,’’ diyordu o esnada. Deprem oluyorcasına sarsılıyordu bedeni, kırmızı odanın duvarlarından çıkmaya çalışıyordu ölülülerin neferi, tırnak gıcırtıları duyuluyordu, sanki duvarın içerisinde yaşıyordu herbiri. Tüm o korkunç anılar sarıyordu çevresini; bir otel odasında ölü bulunan büyük eniştesi ve masasında açık kalmış yeni ahit, kanonik incili Luka, yedinci parafın ışığında, öldüğünde geri gelmeyen bir başka yaşam. Kadının zihnindeydi onlar, tüm ölülerin onunla yaşadığını düşündürüyordu aklına, türlü oyunlar oynuyordu şeytan ve sarılmasını sağlıyordu aldanmaya. Bir ses duyuyordu kapının ardından, biri, sanki birileri zorluyordu açmaya. Tiz bir adam sesi, ‘’Nereye saklamış olabilir anahtarı?’’ diye inletiyordu içeri. Geriye çekildi, kendi omuzları düştü üzerine, sarıldı kendisine kadın, kapadı gözlerini sessizce.
Gecenin karanlığına, odanın ardına aralandı kapı, bir sanrı, henüz teşhis koyulmamış bir vakada yer aldı adamın adı; kadına baktı, kadınsa ona.
Adam kanlar içerisindeyken akşamında, göz bebekleri dokundu yalnızlığa. Her birimizin içinde vardı yaşattığı bir başka, bir biz daha. Kadına baktı, kadınınsa kapandı gözleri ardında.
submitted by ArsenicW to okuryazar [link] [comments]


2020.10.02 19:13 Jr_Kor Feminizm Ve Ataerkil Toplum

Arkadaşlar geçmişten beri erkek avlıyor avladıklarını da kadına getiriyor kadın da bu avı topluyor, yenilebilir hale getiriyor. Bu olay günümüze kadar böyle devam etti. Şimdi neden kadın erkeklerden hem toplama hem de avlama sorumluluğunu istiyor ? Neden kendini aşağılık bir varlık olarak görüyor ? Neden cinayetlere cinsiyetçi bir yaklaşım sergileniyor ? Kısacası neden bu iki ırk savaş içinde
submitted by Jr_Kor to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.10.01 12:38 ArnoldCivardanegezer Incellere bir ELEŞTİRİ!

Incellere bir ELEŞTİRİ!

https://preview.redd.it/rl8ifkuvogq51.jpg?width=591&format=pjpg&auto=webp&s=fd6a8eeabac95a90300dc6c0807b4fcb16454385
Burada daha önce de bu ataerki konusunda tartışmıştık bir kaç kişiyle ama bulamadım o postu. Sanırım TurkIncelSubredditinde kimse toplumsal yapıların insanları şekillendirmede önemi olduğunu inkar edecek kadar ahmak değildir zaten biz bunu inkar etmiyoruz fakat bu arkdaşın anlayamadığı nokta şu; kadınların partner seçiminde sosyal yapıların getirdiği önemler 2.sıradadır, 1. sırada her zaman tip vardır. Black pill şunu söylüyor ; dünya bizim için sevginin veya bir kadınla birlikte olmanın imkansız olduğu bir cinsel kast sistemi tarafından yönetilmektedir. Bunun da ataerkillikle maderşahi toplumlarla falan alakası yok. İyi görünümlü insanlar daha az çekici insanlara göre daha mutlu, daha başarılı, popüler (Berscheid ve Walster, 1974), daha duyarlı, kibar, ilginç, güçlü, dengeli, mütevazı, girişken ve dışa dönük olarak algılanır (Dion, Berscheid ve Walster, 1972 )
Encyclopedia of Evolutionary Psychological Science'da yayınlanan çalışmada (2017) 86 Baba-Kız çifte bir grup erkek ve o erkeklerin kişiliğine dair bilgiler gösteriliyor. Sonuç: Kadınlar partner seçimlerinde fiziksel çekiciliğe babalarından daha çok önem veriyor. Yakışıklı olmayan erkekler, karakter özellikleri ne olursa olsun babaları tarafından da kızları için tercih edilmedi. Kadınlar ve babaları en iyi eş konusunda fikir ayrılığına düştüklerinde, kadınlar daha çekici erkeği seçerken, babalar daha çok arzu edilen kişilik özelliklerine sahip erkeği yani 'nice guy'ları seçtiler.
''Bir kadının karakter olarak pislik ama yakışıklı erkeği seçmesinin sebebi ataerki'' diyerek biyolojiyi, sosyal psikolojiyi yok sayan bu kardeşimize bir incel forumunda yapılan ve sözlüğümüze ATOMİC BLACK PILL olarak geçen tinder deneyinden bahsedelim. İyi görünümlü fakat profılınde çocuk tecavüzcüsü yazan ve sikmek için karı bulmak istediğini belirten bir kullanıcı yüzlerce kadınlardan kısa sürede 204 beğeni aldı. Kadınlar kendilerini sikmesi için yalvardı
Batıda ataerki mi kaldı 80-90'lardan sonra ? Bu ne öyleyse bu kadınlar da mı ataerkil?
Güzellik beyinde bir refleks olarak ölçülebilir bir olgudur. Milyonlarca yıllık evrimsel süreçte genetiğimize işlemiştir fakat neolitik çağ sonrası kurulan bütün toplumsal yapıların hiçbiri partner seçmede evrimsel biyoloji kadar rol oynamamıştır, zaten oynaması da beklenmez. Toplumsal yapılar denilen nane henüz yeni maksimum 7bin yıllık bir yapı insan tarihine nazaran, dolayısıyla incel olmanın ataerkillikle direkt bir alakası da yok. Kendisinden ne kadar farklı bir sosyal zümrede,düşüncede olursa olsun kadın her zaman iyi görünümlü erkeği tercih edecektir. Yani sanıldığı gibi kadının şerefsiz, it kopuk uğursuz erkeği seçmesinde ataerkinin etkisi 0'dır yani yoktur.
Ataerkil toplumlarda kadına tapılır, erkek değersizdir. İçinde yaşadığımız TR toplumu 1970lere göre hala aynı 'ataerki' düzeyinde mi ? Değil. Ataerkilliğin incellikle tek ilişkisi zorunlu tek eşlilik olabilir bu ayrı konu değinmeye gerek yok.
submitted by ArnoldCivardanegezer to turkincel [link] [comments]


2020.09.29 18:07 yuzenpipi KIRMIZI ODA İNCELEME. BOL BOL SPOI VAR ONA GÖRE OKUYUN

NOT : Ben yuzenpipi ve öncelikle yazıya başlamadan belirtmeliyim ki ben bir film/dizi yorumlayıcısı/analizcisi değilim ve yazdığım yazıda farketmeden spoi vermiş olabilirim ondan dolayı bunu göze alarak okuyunuz.
Yazıma başlamadan önce Türk dizi kültürüne ufak bir eleştiriyle başlayacağım.
Biliyorsunuz ki Türk dizi sektörü (şahsen ben izlemiyordum ama illaki denk geldim) iğrenç komedi içerikleri barındıran prodüksiyondan yoksun sanki 5. sınıfa giden bir çocuğun yazdığı senaryo ve metinden ilerleyen garip bir kazanç sektörüne dönüştü. Zengin çocuk ve muhafazakar aile / aptal aşiretler ve yasak aşk temalarından öte gidemiyor çok uzun süredir ha bi de MAFYA dizisi diye hitap ettikleri 3 5 yaşındaki çocukların izleyip izleyip psikolojisini bozan aptal dizileri de atlamazsak olmaz. Şu anki dizilerde gözlemlediğim ve reklamlarında olsun denk geldiğim ya da sosyal medyada bile alay konusu olan içeriklerinden bahsedecek olursak: Aile içi şiddet genelde çocuğa karşı ya da kadına karşı olarak işleniyor. Yasak aşk ve muhtemelen bunun da bir meyvesi. Sürekli silah çatışmaları aralıksız insan ölümleri. Bu tip olaylarda %99 ihtimalle polisin ve diğer kolluk kuvvetlerinin sessiz kalması (arka sokaklar felan izlemiyorsanız böyle oluyor genelde). Çok zengin bir çocuk ve muhtemelen çocuğun aşık olduğu güzel ama fakirlikten ağzı kokan bir kız aşkı (kızın %75 ihtimalle annesi ölmüş ve aptal bir babası/abisi var asla medeni insanlar olmuyorlar). Kendilerini "komik" sıfatına sokan iğrenç bel altı ve asla bırak yüz güldürmeyi bu ne amk dediğiniz espiriler. He bi de sanki mermi hilesi yazmışcasına asla bitmeyen şarjörler de işin içine girdiğinde ortaya Türk dizi kültürü çıkıyor. He bi de uzun bakışmalar "hint filmi" diye hitap ettiğimiz kültür bizim sinema sektörümüze de uğramış bulunmakta. Ben pek dizi izleyen birisi değilim hatta neredeyse izlemem hiç vaktim olmuyor pek ama arada ufak kaçamaklar yapıyorum. Bu arada daha demin değindiğim ve "vakit kaybı" diye hitap ettiğim dizilere asla vakit ayırmıyorum izleyenlerden duyduğum bilgiler ve 1 2 fragman izleyerek bazısının da özetini ne anlatmak istediğini okuyarak bu bilgilere vardım. Bana göre iğrenç sadece kar amacı güden ve prodüksiyondan uzak sıkıcı iğrenç dialoglarla dolu olan en ufak bir merak uyandırmayan ve bırakın 1 dakika sonrayı dizinin finalini tahmin edebileceğiniz basit hiçbirşeye benzemeyen bazı insanların deyimiyle "toplum ahlakını kötü etkileyen" sığ ve niteliksiz dizilerle dolu Türk televizyon ekranı. Unutmayın ben bir dizi analizcisi değilim sadece kendi yorumlarım bunlar yanlışı doğrusu olabilir hatta size göre tamamen yanlış olabilir bu benim kişisel düşüncem.
NOT 2 : Öncelikle dizinin şu an yayınlanmış 4 bölümü var ve bu bölümlerin tamamını izlediğimi belirtmem lazım. Ve toplamda 5 fragmanı var. Bildiğim kadarıyla TV8'de yayınlanıyor ama youtubeden izlemek daha iyi geliyor. Araya reklamlar girmiyor ve tuvalet çay doldurma su alma gibi molalar verebiliyorum durdurma imkanım var kısaca.
Şimdi yazıya geçelim,
Öncelikle sürekli Netflix'ten dizi izleyen isnanlar için "Kırmızı Oda" dizisinin bir bölümü nerdeyse içeriği sığ, eşcinsellik, black lives matter, ve bilimum herkesin bildiği sığ toplumsal mesajlarla dolu olan ve kötü oyunculukların master yaptığu bir Netflix dizisinin neredeyse bir sezonu uzunluğunda. Çoğu netflix dizisinin kötü oyunculuklarla dolu olması sürekli bir çok cinsiyet ya da eşcinsellik gibi temalarla dolu olmasına anlam veremediğim gibi hoşuma da gitmiyor. İzlediğim en ufak bir Netflix dizisi ya da filminde bile bir eşcinsel karakter görüyorum ya da sex içerikli oluyor. Komiklikten en ufak pay almamış sığ bir mizah anlayışıyla dolu olduklarını söylemezsem olmaz. Bu yüzden animasyon diye hitap ettiğim ve "rick and morty" gibi biraz daha adult kaçan dizileri filmleri izlemeyi seviyorum. Sebebi de çok bariz yukarıda ve aşağıda da defalarca kez belirttiğim oyunculuk hataları. İzlediğim animasyon dizi/film'lerinde neredeyse hiç kötü seslendirme ile karşılaşmadım ve keyif alarak izledim. Bilgisayar ortamında oluşturulan karakterlede olabilecek az kusur vardı ve bunları daha rahat kabullediğimden izleme açısından keyif alıyorum. Ama insanların oynadığı düşük bütçeli ergen dizileri de midemin içindekilerinin ekrana çıkmasını sağlıyor. Her dizi filmde sex ve eşcinsellik olmasın lütfen ben bazen "saf komedi" veya saf aksiyon ("bulletrain") olsun istiyorum ama kıçından başından biyerlerden 2 erkeği ya da 2 kadını bir şekilde seviştiriyorlar anlamıyorum bu politikayı. Her neyse artık yazımıza geçelim.
NOT 3 : Biliyorum hala diziyi anlatmaya bile geçemedim ama bana şu şekilde yaklaşmayın. Sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun diyeceksiniz. Herkesin kriterleri vardır ve ben biraz daha katı davranıyorum çoğu zaman acımasız davrandığım da söylenebilir. "Kırmızı Oda" dizisi çok mu iyi derseniz hayır değil ama son dönemde bırakın TV'yi diğer platformlarda bile karşılaştığım çoğu diziye açık ara fark atarak galip geleceğini söylemem gerekiyor. Oyunculuk kusurları benim gözüme çok batar ve bundan dolayı onlarca diziyi 1 2 bölüm izledikten sonra kenara bırakırım. Yine "bağzı" arkadaşlar diyebilir ki "çık sen oyna o zaman amk" ben kendi oyunculuğum hakkında bişey demedim. "Kötü" diye hitap ettiğim oyuncuların o rolü benden bin kat daha iyi oynadıklarına ve oynayacaklarına eminim. Ama vakit ve çoğu zaman para ayırdığınız bu tip şeylerin iyi olmasını olabilecek en üstün başarıyı görmek istersiniz. Ben de öyle birisiyim ve bir tık da bu konuda katı olduğumu söyleyebilirim. Yine diyeceksiniz ki "Kırmızı Oda" dizisinde hiç mi kötü oyunculuk yok? Şunu diyeceğim ki ben şu güne kadar izlediğim hiç bir filmde dizide kusursuz oyunculukla dolu bir yapıt görmedim ama bazı film dizilerde bunlar çok göze çarpmaz bazısındaysa gözleri kör eder yanakları al al yapar "bu ne ya?" dersiniz.
Bu bir "Kırmızı Oda" dizisi övme yazısı değildir
Ana oyuncular :
Binnur Kaya - Doktor Hanım Tülin Özen - Doktor Piraye Burak Sevinç - Doktor Deniz Meriç Aral - Doktor Ayşe Halit Özgür Sarı - Klinik Müdürü Murat
Yardımcı oyuncular :
Gülçin Kültür Şahin - Sekreter Tuna Sezin Bozacı - Kafe Görevlisi Aynur Baran Can Eraslan - Çaycı Hüseyin
(Burda da çaycı Hüseyin olması başta biraz komik gelmişti ama güzel rol yapan bir kişiyiyi seçmişler)
Konuk oyuncular (Psikolojik rahatsızlıkları olan insanları canlandıran oyuncular)
Emre Kınay (5-) Hakan Meriçliler (5-) Melisa Sözen - Alya (2-) Evrim Alasya - Meliha (1-) Salih Bademci - Mehmet (1-4) Hande Doğandemir - Nesrin (1-4)
NOT: Yanlarındaki sayılar hangi bölümler arasında oldukları ya da hangi bölümlerde oynayacakları anlamlarına geliyor
  1. NOT : İzlemeyi düşünenler ya da izleyenler için Salih Bademci ve Hande Doğandemir yani Mehmet ve Nesrin ismindeki oyuncuların 4. bölümden sonra var olacaklarından emin değilim ama galiba onların işleri bitti.
Oyuncu incelemesi:
Normalde ana oyunculardan başlanır ama benim başra Alya (Melisa Sözen) oyuncusuyla başlamak istiyorum çünkü mükemmel oynamış rolünü. Bağzı yerlerde (spoi geliyor) ruh hastalığını "Batman Dark Knight" filmindeki "Joker" (Heath Ledger)'den bile daha iyi oynadığını düşünmeye başladım. Duygu değişimlerini çok iyi yakalıyor bakışları hareketleri mükemmel oynamış. Umarım gelecekte de rol alacağı film/dizilerde de bu başarıyı elde eder. Gerçekten tebrik ediyorum kendisini.
Baş psikoloğumuz herkesin "Doktor hanım", "Doktorum" (Binnur Kaya) diye hitap ettiği oyuncumuz. İsminden tam emin değilim duyduğumu da hatırlamıyorum internetten baktım orda da doktor hanım yazıyor. Her neyse izlemek isterseniz ismi geçiyorsa öğrenirsiniz ismi o kadar da önemli değil. Binnur Kaya bir çok film/dizide oynadığımız çoğumuzun komedi dalında tanıdığı bir isim. Oyunculuğu ile dikkat çeken ve kaliteli işler başaran bir kişi umarım başarılarını devam ettirir. Dizide aşırı akıcı konuşmasıyla ve iç sesinin de kimi zaman devreye girmesiyle birlikte gayet kaliteli bir oyunculuk yakalamış. Diksiyonuyla ve değindiği konularla bazen "Lan bu kadın acaba gerçek hayatta da mı bir psikolog" diyebileceğiniz bir isim. Gayet şık kıyafetler de giyindirerek ve müthiş bir çalışma ortamıyla da desteklendirilerek çok kaliteli yaptığı "Psikolog" rolünü de yapımcı ekip çok iyi pekiştirmiş. Dizide her doktor farklı alanla ilgileniyor. Doktor hanım ya da gerçek ismiyle Binnur Kaya daha çok yetişkin insanlarla ilgileniyor.
Doktor Deniz diye hitap edilen Burak Sevinç adlı oyuncunun canlandırdığı psikolog "çocuk psikoloğu" diye de anılan bölümde hizmet veren kişiyi canlandırıyor. Şu an 4 bölüm yayınlandığı için bu bölümlerde pek gözükmese de sadece 1 hastayla olan konuşmasını ve yaşanan olayları görebildik 4. bölümde. Gayet kaliteli bir oyunculuk yapmasının yanında elleriyle de yaptığı tahtadan maket figürlerle de öne çıkarılmış bir karakter. Şık giyindiği ve mimiklerini iyi kullandığı için puanım Burağa 10 üzerinden 8. 2 puan nerden kırdın diye sorarsanız adamı dizide görmediğim için. Ama konuştuğu yerlerde de gayet iyi oynadığını söyleyebilirim.
Diğer doktorlar hakkında yorum yapamayacağım dizinin daha başlarında olunduğundan çok az konuşmaları var ama gayet iyi oynadıkları aşikar.
Gelelim yardımcı oyuncuları eleştirmeye,
Herkesin "Sekreter Tuna" diye seslendiği Gülçin Kültür Şahin'in rolü üstlendiği ve kliniğin sekreteri olan kişi. Çok baskın bir karakter olmamasına karşın eğlenceli dizinin depresif havasını az da olsa kıran ve "Doktor Hanım" kişisinin de önceden yakın arkadaşı diye belirtilen oyuncu. Sık sık odalara kahve götürmesi ve gelen hastalarla yukarı çıkıp kayıt döküm defterine yazı yazarken olan sahneler dışında görülmeyen bir karakter.
"Kafe görevlisi Aynur" rolünü canlandıran Sezin Bozacı, pek değil neredeyse hiç baskın olmayan bir karakter. Kafe görevlisi rolünden de anlayacağınız üzere kliniğin kafesinde çalışan kişi rolünü üstlenmiş durumda dizi başından beri 2 3 dk ekrana yansıtıldığını düşünüyorum ve bu karakteri atlıyorum.
"Çaycı Hüseyin" rolüyle ekrana gelen Baran Can Eraslan. Bildiğimiz Çaycı Hüseyin değil. Kekeme bir çocuk. Çay kahve felan yapıyor işte bi extrası yok. İyi oynamış rolünü ama birisinin çocuğa kekeme konuşmanın sadece takılarak ve kelimelerin baş harflerini uzatarak olmadığını söylemesi lazım.
Şimdi konuk oyunculara gelelim,
NOT : BURADA SPOİ OLABİLİR ONDAN DOLAYI BURAYI OKUMADAN GEÇMENİZİ TAVSİYE EDERİM. BEN YİNE DE SPOİ OLAN KISIMLARA SPOİ GELİYOR YAZACAĞIM.
NOT 2 : KARAKTERLERİ ANLAMAK İSTİYORSANIZ DA OKUYUN
Emre Kınay ve Hakan Meriçliler kişileri daha sadece fragmanda gösterildiğinden bunların rollerini bilmiyorum.
Melisa Sözen'in canlandırdığı "Alya" karakteri. Kısaca bahsetmek gerekirse,
(SPOİ VAR ATLA BURAYI)
Çok zeki bir kız, okuduğu bölümü 1.likle bitiren hali vakti gayet yerinde olan ailesinden sevgi görmemiş annesi ve babasını 3 4 sene önce kaybetmiş bir kız. Küçükken büyüdüğü "köşk" te dışlandığından psikolojik sorunları var. Aynalardan nefret ediyor ve dokunsanız ağlayacak gibi. Çocukken görmediği sevgi onu kitap okumaya itmiş ve konuşma problemi var akıcı konuşamıyor ve 4 yaşındaki kız çocuğundan farksız. Çok zengin olmasına rağmen bir evsiz gibi giyiniyor çocukluğunda takılı kalmış bir kişilik bozukluğu var.
(SPOİ BİTTİ)
Akıl hastası gibi davrandığı yerlerde gerçekten kaliteli bir oyunculuk gösterdiğini söylemeliyim. Yukarıda spoi diye belirttiğim kısmı 4. bölümün ilk yarısında öğreniyorsunuz.
"Meliha" isimli karakterin canlandırılmasında rol alan Evrim Alasya. Kadın rolünü gayet layığıyla yapan çok sıkıntı çekmesine rağmen zorluklara hala göğüs geren "Güçlü Kadın" tabirine tam olarak uyan kişi rolünü çok iyi oynamış. (Saçlarını da kısa kestirmiş gerçek bir güçlü kadın işte)
(SPOI ALERT)
Öncelikle dizinin kötü bulduğum yönünde de belirteceğim gibi Meliha karakterinin hikayesi aşırı abartılmış. 5. boyut filmine dönen hikayesinde aşırı derecede hüzün ve acı geçiyor. Kısaca özetlemek gerekirse babası annesini zamanında bir pavyondan ya da genelevden kaçırıyor babası ve annesi birbirlerine aşırı aşık olmalarına karşın 6 tane de çocuk yapıyorlar. İşin özeti meliha 6 kardeş büyüyorlar. Ama annesi ve babası birbirleri dışında kimseyle ilgilenmediği için bu çocuklar kendi başlarına düşe kalka büyüyorlar. Melihanın annesinin Pavyondan ya da Genelevden gelmesinden dolayı peşinden adamların gelme ihtimaline karşın dağın başında bir yere yerleşiyorlar babası ve annesi önceden. Gün geliyor ve pavyon /genelev sahipleri gelip bunların babalarını vuruyor ve en büyük kız kardeşi alıp götürüyorlar. Daha sonra polisler getiriyor kızı ama 5 gün boyunca 15 16 yaşındaki kıza tecavüz ediyorlar dizi gereği (böyle bir sahne yok tabii ki de) her neyse gel zaman git zaman yine anne aklını kaçırıyor felan derken geçinmek için yine anne orospu oluyor köyün erkekleriyle para karşılığı yatıyor. Anne aklını aşırı kaçırdığından olsa gerek gün geliyor yatağa düşüyor ve ölüyor. 2 erkek 4 kız kardeş ortada kalıyorlar. Anneyi de gömecek kimse olmadığından anneyi bu 6 kardeş en büyüğü tahminimce 16 17 yaşlarında en küçüğü de 3 yaşlarında olmak üzere. Bu arada en büyüğün bi küçüğü de 9 10 yaşlarında falan. Bi gariplil var orada. Neyse kardeşler alıyorlar kazmayı küreği anneyi gömüyorlar. Daha sonra büyük kız İstanbul'a kaçmak için ailecek, köyün erkekleriyle para karşılığı yatmaya başlıyor. Günler geçiyor para birikiyor derken İstanbul yolculuğu gerçekleşiyor. Büyük kız geneleve işe giriyor küçükleri de bir eve yerleştiriyor. Meliha dediğimiz kişi de genelevde çalışan kişinin bir ufağı. Meliha artık evin annesi rolünü üstleniyor 11 12 yaşındaki çocuk. Ablaları bunlara para yolluyor öyle hayatta kalıyorlar 3 5 yaşlarındaki ufak erkek çocukları marangoza işe giriyor o şekilde çocukluklarını geçiriyorlar. Gün geliyor ablalarını aradıklarında ablalarının 7 yerinden bıçaklandığını ve bu şekilde öldüğünü öğreniyorlar. Herkes perişan felan derken çocuklar çalışmaya başlıyor. Kızlar terzide oğlanlar da marangozda. Bu şekilde geçim sağlanıyor. Sonra herkes evleniyor derken meliha ev sahibiyle mecburi bir evlilik yapıyor. Adam Meliha'yı sürekli dövüyor derken 2 tane çocuğu oluyor Meliha'nın. Daha sonra evde bir yangın çıkıyor Meliha'nın büyük çocuğu yangında hayatını kaybediyor. Meliha'nın bilinen hikayesi bu.
(SPOI ENDS)
Meliha kaliteli bir işlenmiş bir karakter ve çok derin bir karakter. Dizide en çok göreceğiniz kısım Meliha karakterinin olacak.
Salih Bademci ve Hande Doğandemir'in canlandırdığı "Mehmet ve Nesrin" çifti. Bu ikilinin 2 tane de çocukları var. İlginç bir aile zenginler ama sorunları var. Açıkcası özellikle Salih Bademci çok iyi bir oyunculuk sergilemiş çok beğendim.
(SPOI ALERT)
Şimdi başlayalım karakterleri özetlemeye. Nesrin kişisinin pek bir geçmişini göremediğimizden sadece şu anını anlatacağım. Mehmet aşırı kıskanç psikolojik sorunları olan herşeyi şiddetle kavgayla çözen birisi. Nesrin dayak yiyen eş ve çocuklar da şiddet görüyor. Nesrin psikoloğa ayrılmak istediğini söyleyerek gidiyor. Mehmet kadını senelerce dövmüş.
Mehmet'in hikayesi de şu şekilde, çocukluğunda sürekli babasından dayak yiyen bir çocuk. Tüm ailesinden özellikle de babasından sürekli şiddet gören neredeyse her gün dayak yiyen ve bilimum bir çok sebepten ötürü dayak yiyen bir çocuk. En çok dayak yeme nedeniyse cılız ve hasta olması. Çocukluğu tramvatik geçerken ailesi abisini seviyor abisini asla dövmüyor ama diğerleri sürekli Mehmet'e fiziksel ve psikolojik şiddet uyguluyor. Gün geliyor askere gidiyor ve askerde de ne bir ziyaret ediliyor ne bir mektup telefon derken Mehmet aşırı sinirli eve geliyor ve ortalığın tabiri caizde amına koyuyor. Ardından ailesi bunu sinirli halde görünce Mehmet'i adam yerine koyuyor ve mehmetin her konudaki çözüm yolu şiddet oluyor. Çocuğunu da cılız diye döven Mehmet'in hikayesi galiba 4. bölümde bitiyor.
(SPOI ENDS)
Kaliteli oyunculuklar çıkarmışlar oyuncu da işini layığıyla yapmış ben beğendim.
Oyunculardan bahsetme kısmı bitti şimdi biraz da teknik detaylara geçeyim.
Dizinin ana konusu psikolojik rahatsızlıkları olan insanların ve psikoloji danışmanlarının aralarında geçen muhabbeti anlatıyor desek doğru olur. Bölüm sürelerinin çok uzun olduğunu söylemek gerekiyor, oralama 150dk diyebiliriz. Ondan dolayı çayınızı kahvenizi çerezinizi ve peçetenizi alıp ekran başına geçin. Sulu gözlü ya da hassas kalpliler için pek tavsiye etmediğim bir dizi. Çünkü çoğu yerinde gözlerinizi doldurabilecek sahneler var ve bu sahneler esnasında çalan müzikler ve yapılan oyunculuklar tek kelime ile ifade edilirse "MUHTEŞEM" bir Türk dizisi beni bu kadar duygulandırıp gözlerimden yaş düşme eşiğine getirmemişti. Dizinin en çok sevdiğim yerlerinden birisi de 2 tane aptal insanın aşkından ve arasında geçen kimsenin ilgilenmediği ilişkilerinden daha ve umarım hiçbir zaman bahsetmiyor oluşu. Dizinin daha teknik detaylarını merak eden arkadaşlar için kısa özet şu şekilde olacaktır:
Tür : Dram Psikolojik
Uyarlama Madalyonun İçi –Gülseren Budayıcıoğlu
Senarist : Banu Kiremitçi Bozkurt
Yönetmen : Cem Karcı
Başrol : Binnur Kaya Tülin Özen Burak Sevinç Meriç Aral Halit Özgür Sarı
Besteci : Fırat Yükselir
NOT: Dizinin bir kitap uyarlaması olduğunu bilmeyen arkadaşlar da yukarıda belirttim hangi kitap olduğunu.
Şimdi bence dizinin "+" ve "-" yönlerini kısaca ele almalıyım ve yazımı bitirmeliyim.
NOT : Dizi daha 4 bölümlük olduğu için çok +'sı az -' si olacaktır. Sebebi gayet basit, seyirci toplamak için çok kaliteli iş çıkarmaya çalışacaklar diye düşünüyorum ama bu başarının da her daim sürmesini istiyorum.
Dizide 2 aptalın aşkı anlatılmıyor. Daha çok toplumsal olaylara değindiğinden yaş kısıtlamasının üzerindeki herkes izlemeli bence. Psikoloğundan kahvedeki amcasına kadar herkes için ders niteliği taşıyan bazı yerleri var anlayıp yakalamasını bilene. Dizi sade yapılmış sürekli saçma sapan mekanlarda geçmiyor 1 2 tane farklı mekan dışında neredeyse hep klinikte ve kişilerin anlattıkları olayların gerçekleştiği yerlerde geçiyor. Bu da akılda kalıcılığı arttırıp " bu kimdi şimdi " ya da " bura nere" sorularıyla karşılaştırmıyor. İşi uzatmıyor uzun uzadıya bakışma sahneleriyle dolu değil dizi. Her saniyesi dolu dolu geçiyor. Ben duygusal şeyler izlemeyi sevmem ama güzel duygulandırıyor insanı burasını da iyi buldum. Oyunculuklar çok güzel olmuş sırıtan kimseyi görmedim daha hatta bazı yerlerde çok çok üst düzey işler ortaya çıkarılmış. Bir Türk yapımından beklemediğim bir iş ortaya serilmiş. Prodüktörler de kaliteli işler çıkarmışlar geçişler eski dönemde yaşanan yerledeki kıyafetler dizaynlar felan ince düşünülmüş güzel eklenmiş şeyler olmuş hep bunu da beğendim.
Eksi yönlerine geçeyim.
Notta da belirttim daha 4 bölüm olduğundan çok fazla eksi yönü yok dizinin ama 1 2 noktası var sıkıntılı olan.
Bazı yerler aşırı abartılmış Özellikle Melihanın hayatı. 5 tane 10 yaşlarında çocuğa ev veriliyor okula gitmiyorlar falan çok abartı bir hikaye olmuş. Melihanın kaliteli bir rol yapmasına karşın sürekli "Doktorum" demesi beni ara ara irite etmedi değil. Aynı şekilde Alya'nın da hikayesi bi tık abartıydı bunu ama kişilerin üstün oyunculukları kapatıyor diyebilirim sıkıntıları. Onun dışında psikolog sarılmıyor abi sarılsan bazıları icin herşey düzelecek sarıl be ablam artık izlerken benim sarılasım geldi Alyaya neyse bunları da hoş karşılayıp incelememi bitiriyorum.
Dizinin ilk 4 bölümüne 9/10 veriyorum.
NOT: ARKADAŞLAR BEN BİR ELEŞTİRMEN DEĞİLİM ONA GÖRE ATIP TUTUN VE TÜRK DİZİLERİNE KIYASLA YAPTIM YORUMLARIMI
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.09.28 16:44 jsuvhs Ateizm sadece islam karşıtlığı değil ama bu subın hitap ettiği kitle Türkler olduğu için ve Türkiyenin de büyük kısmı müslüman olduğu için Kurandaki bazı saçmalıklar

  1. Köleliği yasaklamıyor. (Bakara: 177-221), (Nisa: 24-25-36-92), (Maide: 89), (Tevbe: 60), (Nahl: 71-75), (Muminun: 5-6), (Nur: 33-58), (Ahzab: 26-50-52-55), (Mucadele: 3), (Mearic: 29-30), (İnsan: 8 ), (Beled: 12-13), (Rum: 28)
  2. Kadını dövmeyi emrediyor. (Nisa: 34)
  3. Dünyayı düz olarak tasvir ediyor. (Hicr: 15), (Ra’d: 3), (Kaf: 7), (Gâşiye: 20), (Şems: 6), (Naziat: 30), (İnşikak: 3), (Bakara: 22), (Nede: 6-7), (Zariyat: 48)
  4. Ayetlerde konuşanın kim olduğu belli değil. 3 ayrı özne var; Ben (Muhammed), O (Allah), Biz. (Hud: 2), (Zariyat: 51), (En’am: 114), (Hicr: 9), (Tekvir: 19-20), (Ahzab: 56) ???
  5. Spermin testiste oluştuğunu bilmiyor. (Tarık: 7)
  6. Her canlıyı çift yarattık diyor, bakterilerden haberi yok. (Zariyat: 49)
  7. Güneşin çamura battığını iddia ediyor. (Kehf: 86)
  8. Yıldızlar şeytanın atış tanesi diyor. (Mulk: 5)
  9. Kutuplar yok. En kuzey ve en güneyde oruç nasıl tutulabilir, bir malumat yok. (Bakara: 187)
  10. Milyonlarca yıl hüküm sürmüş dinozorlar yok ama deveden bahsediyor! (Gaşiye: 17)
  11. İnsansı canlılar olan Neanderthal yok ama olmayan melekler, şeytanlar ve cinler var. (Bakara: 102), (En’am: 8-9), (A’raf: 20)
  12. Beyin kelimesi yok. Beyin yerine düşünme organı olarak kalp anlatılıyor. (Muhammed: 24), (A’raf: 179), (Hacc 46), (Ali İmran: 119)
  13. Mirasta adaletsiz. (Nisa:11-12)
  14. Şahitlikte kadın ve erkeği bir tutmuyor. (Bakara: 228-282)
  15. Sadece Arap kavmi için yazılmıştır. (Fussilet: 44), (Yusuf: 2), (Şuara: 198-199), (Enam: 92)
  16. Peygamberin seks sırası anlatılıyor. (Ahzab: 51)
  17. Birçok ayet birbirini yalanlıyor. İlk müslümanın Muhammed, Musa ve İbrahim olduğuna dair ayrı ayrı ayetler var. Hangisi belli değil. (A’raf: 143), (En’am: 163), (Ali İmran: 67)
  18. El, ayak kesme, sopayla dövme gibi akıl almaz ceza yöntemleri öneriyor. (Maide: 33-38)
  19. Kelle kesmeyi emrediyor. (Muhammed: 4)
  20. Nerede bulursanız öldürün diyor. (Bakara: 191)
  21. Sadece Muhammed'e özel kadınlar listesi var. Müminlere 4 kadın, Muhammed'e sınır yok. (Ahzab: 50)
  22. Kadının cariye olmasına onay veriyor. (Mearic: 30), (Nisa: 24-25), (Muminun: 6), (Nur: 33)
  23. Ayetlerin bazılarında anlatım bozuklukları var. Haram davranışları sayarken "anne babaya iyilik edin" gibi pozitif cümleler var. ???
  24. Anlayasınız diye Arapça indirdik deniliyor. Arapça evrensel değil. (Yusuf: 2)
  25. "Mekke ve civarı için indirdik" diyen ayet de var evrensel diyen de... Kuran evrensel değil KAVİMSELDİR. (En’am: 92)
  26. Peygamberin öz amcası Ebu Leheb'e beddua ve hakaretler var ve bu namaz suresi... (Tebbet: 1-5)
  27. Peygamberin evinden misafir kovma ayeti var. (Ahzab: 53)
  28. Peygamber evlatlığı Zeyd'in karısını koynuna alabilsin diye ayet var. (Ahzab: 37)
  29. Evlenme yaşı için sınır yok. ???
  30. Sınırsız cariye helal. (Muminun: 6), (Nur: 32-33), (Ahzab: 50-52-55), (Mearic: 30)
  31. Ayetleri sorgulamayın diye ayet var. (Maide: 101)
  32. Dünyada haram ettiği zina ve içkiyi ahirette ödül olarak anlatıyor. (Bakara: 219), (Maide: 90-91), (Yunus: 4), (Nahl: 67), (Bakara: 25), (Ali İmran: 15), (Duhan: 54), (Tur: 20), (Rahman: 72), (Vakıa: 23), (Nebe: 33-34)
  33. Eşcinselleri lanetliyor. (Nisa: 15-16), (Araf: 80-81), (Hicr: 71), (Şuara: 165), (Neml: 55)
  34. Gayrimüslimlerin cennete girebileceği de söylenirken, başka ayette tam zıttı söyleniyor. (Bakara: 62), (Maide: 69), (Nur: 39), Hu: 15-16), (Tevbe: 17)
  35. Namazın nasıl kılınacağı anlatılmıyor. ???
  36. Tarihi bir olay anlatırken Meryem'leri karıştırıyor. Kur’an’da “Ey Harun’un kız kardeşi” diye hitap etmişlerdir. Halbuki bu iki Meryem birbirinden tamamen bağımsızdır. İsa’nın annesi olan Meryem’in Harun isminde bir kardeşi olmadığı gibi, bu iki Meryem’den ilki, diğerinden yaklaşık 1700 yıl önce yaşamıştır. (Meryem: 28)
  37. Lat, Menat ve Uzza isimli putları övüyor. (Necm: 19-20)
  38. Savaşa teşvik eden ayetler var. (Bakara: 190-193-216-244), (Ali İmran: 166), (Nisa: 71-72-76-84), (Enfal: 17-39-65), (Tevbe: 14-15-46-111-123), (Hac: 39), (Ahzab: 18-19), (Muhammed: 20), (Fetih: 11-16)
  39. Bir savaşta kaç müslümanın kaç kafire denk geldiğini anlatan ayeti hemen bir sonraki ayet yalanlıyor. (Enfal: 65-66)
  40. Kadına savaşta "ganimet" diyor. (Nisa: 4)
  41. "Cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın" diye kadının özgürlüğünü kısıtlıyor. (Ahzab: 33)
  42. Ayın yarıldığını iddia ediyor. (Kamer: 1)
  43. Galaksiler yok. ???
  44. Evrenin nasıl oluştuğu tamamen yanlış anlatılıyor. ???
  45. Dünyanın oluşumu bilime taban tabana zıt…
  46. Güneş dünyanın etrafında döner diyor. (Enbiya/33)
  47. Allah pek çok ayette beddua ediyor, hatta bazılarında kendi kendine "Allah onları kahretsin" diyor. (Munafikun: 4), (Tevbe: 30)
  48. Kuran'da kadınlara hitap hiç yok. ???
  49. Bazı hayvanları hâkir görüyor ve kafirler için "aşağılık maymunlar" gibi çocukça hakaretler kullanıyor. (Bakara: 65), (Maide: 60)
  50. Muhammed tanrılaştırılıyor. (Ahzab: 56)
  51. Bir ayette ganimetlerin tamamı peygamberin diyor, cihatçılar savaşı reddedince "ganimetlerin 5'te 1'i peygamberin" ayeti geliyor. (Enfal: 1-41)
  52. Peygamberin küçük karısı Ayşe'nin zina yapıp yapmadığına dair ayetler var. Entrikalar ve dedikodular da unutulmamış. (Nur: 11-12-13-14-15)
  53. Evrim hiç yok. ???
  54. İçki konusunda önce olumlu sonra olumsuz ayet geliyor. (Nahl: 67), (Bakara: 219), (Maide: 90-91)
  55. Yahudi ve hristiyanları dost edinmemeyi emrediyor. (Maide: 51)
  56. Kadınlara "TARLA" diyor. (Bakara: 223)
  57. Peygamberler arasında fark olmadığını söyleyen ayet ve Muhammed'in en değerli peygamber olduğunu söyleyen başka bir ayet var.
  58. İyilik ve kötülüğün Allah'tan geldiğini söylüyor, sonra iyilik Allah'tan kötülük senden diyor.
  59. Uzaya çıkmayı imkansız görüyor. (Rahman: 33)
  60. Ay'ı nur kaynağı olarak nitelendiriyor, güneşin ışığını yansıttığını bilmiyor. (Yunus: 5), (Nuh: 16)
  61. Büyük patlama ile ilgili hiçbir bilgi geçmiyor. ???
  62. Köleyle hür bir tutulur mu, diye insanları ayrıştırıyor. (Nahl: 75)
  63. Konuşan karınca, ejderha, vs masalsı anlatımları var. (Neml: 18), (Araf: 107)
  64. İblis için bir ayette melek, diğerinde cin diyor. (Kehf: 50), (Bakara: 34)
  65. Mahşerde Allah şefaat etmez diyen ayet de var, eder diyen de. (Bakara: 48), (Zuhruf: 86), (Necm: 26), (Zümer: 43)
  66. Hayvan, bitki, coğrafi şekil ve besinler Ortadoğu’ya özgü. ???
  67. Bir ayette vasiyet şart, diğerinde değil. (Bakara: 180),
  68. Allah, Muhammed'e salat ediyor. (Ahzab: 56)
  69. Kıble önce Kudüs'ken Yahudiler itiraz ettikten sonra Kabe oluyor. (Bakara: 144)
  70. Cehennemde Ebu Cehil'e düello teklif ediliyor. (Alak: 13-19)
  71. Rahman suresinin 31 ayeti plak takılmış gibi aynı cümleyi yazıyor. (Özellikle bakınız..)
  72. Her şeyi bilen Allah kıyamet saatini meleklerden öğreniyor.
  73. Cennette kadınlar için vadedilen hiçbir şey yok. ???
  74. Hayvanları yük taşıma, öldürüp yeme ve ulaşım aracı olarak görüyor, evrimden alakasız.
  75. Bazı ayetler daha Muhammed zamanında hükmünü yitiriyor ama hala duruyor.
  76. Peygambere soru sormak için sadaka vermek emrediliyor. (Mücadele: 12)
  77. Cennetin genişliği ayetlerde farklı anlatılıyor. (Hadid: 21), (Ali İmran: 133)
  78. Dünya kainattan daha önce yaratıldı diyor. (Fussilet: 9-12)
  79. Rüzgar olmasa gemiler durur diyor. (Şura: 33)
  80. Boşanma konusunda kadını 3 kez boşayıp başkasıyla evlendirip boşarsan tekrar sana helaldir gibi garip bir mantığa sahip. (Bakara: 230)
  81. Göklerle yer bitişikken onları ayırdığını iddia ediyor. (Enbiya: 30)
  82. Diğer kitaplar gibi varlığına kanıt olmayan Nuh'un gemisi efsanesini anlatıyor. (Muminun: 27), (Hud: 37-38-42-44), (Araf: 64), (Yunus: 73), (Şuara: 119), (Ankebut: 15-65)
  83. Mekke'de ayetler barışçılken Medine'de Muhammed güçlenince vahşi ayetler geliyor. (Kafirun: 6), (Tevbe: 29)
  84. Muhammed'in "sapık" olmadığını savunan ayet var. (Araf: 61)
  85. Gece ve gündüz bilimsellikten çok uzak anlatılıyor.
  86. Mikail'in meteorolojiden sorumlu olduğu söyleniyor ama trilyonlarca gezegen var.
  87. Tatlı suda mercan ve inci yetişebileceği anlatılıyor. (Rahman: 19-22)
  88. Tevrat'tan alıntılar yapılırken hata yapılmış, Zebur kitap zannediliyor. (Kuran/Maide: 45 - Tevrat/Mısırdan çıkış: 21:23.25), (Kuran/Enbiya: 105 – Tevrat/Mezmurlar: 37:29), (Kuran/Araf: 40 – İncil/ Matta 19:24–Markos 10:25–Luka 18:25), (Kuran/Ali İmran: 93 – Tevrat/Yaratılış Bölümü 32:22.31), (Kuran/Hicr: 9 – Tevrat/Yeşaya: 40/8 – İncil/Matta: 5-18)
  89. Cennet sadece erkeklere özgü bir harem gibi anlatılıyor.
  90. Allah'ın bazı insanlara hidayet vermediği ve onları yakacağı söyleniyor.
  91. Göğün yere düşmemesi için tutulduğu yazıyor. (Hacc: 65)
  92. Nisa 11-12 ayetlerinde matematik hesap hatası yapılıyor.
  93. Güneşin sıradan bir yıldız olduğu bilinmiyor.
  94. Bilimselliğe ters olarak her şey insan için yaratıldı mantığı var.
  95. Cinlerden bahsediyor, varlıklarına dair hiçbir bilimsel delil yok.
  96. Allah bazı ayetlerde pazarlık yapıyor.
  97. Hırsızlık haram ama savaşta ele geçirilenlerin yağmalanması helal. (Maide: 38), (Nisa: 24)
  98. Nisa 23 ensesti yasaklıyor, Ahzab 50 sadece peygambere izin veriyor.
  99. Kuran'da "AŞK" kelimesi hiç geçmiyor.
Kaynak: KURAN
submitted by jsuvhs to AteistTurk [link] [comments]


2020.09.15 23:09 _raihee_ Sadece sonuna kadar okuyun

Bunu elimden gelen her yere ulaştırmak istiyorum
Hentai izleyip 31 çekicene 5 dakkanı ayırda oku ve sonuna kadar okumadan birşey yazma
Hayır deli değilim yada birşeyler falan da çekmedim rp yapmaya da çalışmıyorum kendime jack frost diyorum çünkü artık insan olmak istemiyorum artık kendime insan demek istemiyorum
Boktan dünyada sikişmekten başka bi şey düşünmeyen hayatını para üzerine kuran/ paraya tapan varlıklardan kendimi saymıyorum
Kendi dürtüleri için hayatları mahveden abazalardan tiksiniyorum
Milettin karısı kızına hallenenlerden hatta kuytu köşeye çekip ... Rizası olmadan birine dokunabilecek kadar bok çuvalı olan tek türsün pislik
Lanet insanlardan nefret ediyorum Hepinizi öldürmek isterdim ama ben yapmasam da kendi kendinize yapıcaksınız
Yiğip içip sıçap sikişen dünyaya bi bok katamayan 2 ayaklı embesiller
Komedi ha
Hadi boktan hayatlarınızı size yansıtıyim
Sizde gülün
Hadi size soytarılık yapıyım sizde gülün
Ama neden güldüğünüzü bilmiycek kadar aptal olun
Yada ota boka takılıp de ayrı moruq o öyle yazılmıyo diyip bilmişlik taslayın
Ama okuma yazma gibi yaşamsal insan faliyetlerinden ego kasın sahte ordinaryuslar sizi inat için yazım yanlışı yapıcam
Kendi şerefinizi satmanız yada birbirinizi sikerkenki videolarınızı / açık saçık resimlerinizi internete atmanız beni ilgilendirmez o sizin boktanlığınız yada sokak ortasında ilişkiye girmeniz tek diycem az ötede birleşin görmek zorunda mıyım
Toplum çoktü yaşasın toplum
Komik değilmi kendi bokunuzda boğulmanız
Gereksizce hayatları mahvetmeniz daha komik bence
Hayır o saate ne işi var diyip gülmeniz
Yada sırf dışa değil içeri doğru diye kendinizi haklı sayan xx kromozomlu olmanız
Ve ne olursa olsun haklı çıkmaya çalışan xx kromozomumlu varlıklar a bişey demiyorum
Diyince linç yiyorum çünki
Yalan makinesi ha sen o yalan makinesinin fişini nereye soktun peki küçük faişe
Yalanı havada tutarmış
Trip atarmış
Eminim sikik bi steven universe fanısındır yada fury
Yada boşver siz okadar kültürlü bile değilsiniz ki?
Aslında sadece tiktok çeken bi ilgi orospususun ve öğretmeninle yattın
Iyi tahmin ettim değil mi
Dostum şizofren yada daha başka akık hastalıklarının olduğunu idda etmeyi bırak havalı değil yada neyse belki de ciddisindir?
Zimbawe prensi olduğunu gördüğün halisinasyonlarla iyi eğlenceler
Hey tamam ergensin/gençsin ama
senin laiklik sandığın
"Içki sıçkı bira ohh ateistlik vayy karılar"
Öyle değil knk
Babannenin oy attıģı florasan AA ışığın her cümle sonuna allah koymasını yasaklayan şey kısaca
Dini kulanmayı
Yada uvey evladın dedeye helal olmasını yasaklayan bişey
Sen o devreleri yakma ve götünün üzerine otur yeter tamam mı?
Hadi size ciddi oluyim Şiddeti cinsiyetleştirmeniz acınası
Kadına şiddet değil sadece şiddet
Şiddetin cinsiyeti ırkı türü olmaz
Şiddet yanlısı yada kadın düşmanı diycek olanlar ya feministtir yada ironi yapıyordur umarım
Şiddete kavgaya dövüşe karşıyım
Bu savunmasız olduğum yada enayi olduğum anlamına gelmez
Aga ne uzattınız ırkınızın beyaz olması değerli olduģunuz anlamına gelmez yada karşınızdakinin siyah olması köle olduğu anlamına gelmez
Hepiniz insansınız ulan saçmalamayı kesin yada annenize 4 erkek afro amerikan birey yolluyim?
Ve evet dark mzh Aynen biz anlamıyoruz normie yiz kanka az ötede "mizahşörlük" yap
Ok,burdurian
Ya uçan yahudiye duman diyosunuz da uçup ananıza giren yarrama da duman diyomusunuz ?(hayır yahudi değilim)
Hitler bigün annenizi siktikten sonra elini yıkamış ama sabun yahudi babanneniz miş
Alın şimdi mutlu musunuz? Gülsenize kara mizah yaptım
Amk ya hakkıyla kara mizah yapın ya yapmayın duman ve sabin espirisi ilk 1 milyonuncu kere komikti ama artık değil beyninizi kulanıp yeni biseyler üretseniz diyorum?
Hele 31 diyip gülenler yada 31 diyip gülüp ironi yaptığını sananlar
Ilk 31 nedemek onu bi anlatayım
Osmanlıda masturbasyon yapmak yerine kullanılan el çekmek söyleminin
Osmanlı şifrekemesinde e (elif)e 3 l (lam)a 1 gelmesiyle oluşan şifreleme diye duydum
Komik yada cool değilsiniz knk bırakın bu işi
Ve son olarak, yozlaşmış toplumunuza tavsiyem :
Uyan! Çık bu labiretten insan Sana ittirilen yalanlardan uzaklaş Doğru olan yanlışlardan uzaklaş Gerçeğı ara Kim olduğun bulma amacıyla koş Neden yaratıldığını yada neden burda olduğunu Tanrıyı ara Bulamassan da bozuntuya vermeden amaçlarına devam et Neden burdasın? Neden yaşıyorsun? Amacın ne?
Neden hala siktiğimin monitörüne/telefona bakıyorsun?
Siktir git ve hayatını yaşa Plot twist;yada smt oyna
Hee hoo yazdı Imza:
-Raihee
Ah dur unutmadan hee - hoo
submitted by _raihee_ to Rayuga_Archive_ [link] [comments]


2020.09.14 14:57 karanotlar Cahil cesaretinden korkulmalıdır…

Aydın Engin
Şu Koronavirüs bütün dünyayı tutsak edeli beri "cahil cesareti"nin ne olduğunu daha iyi kavradım. Ondan sahiden korkulması gerektiğini de…
Başlıktaki öğüdü küçükken babamdan duydum. O yaşta anlamlandıramazdım. Ama büyüdükçe bilgece bir deyiş olduğunun bilincine vardım.
Gel gör ki sık sık kuşkuya da düştüm.
Sözgelimi cesaret gösteren biri bunu cahilliğinden mi yapıyor yoksa sahiden cesur ve yapılması gerekeni mi yapıyor?
Ya da tersi bu cesaret gösterisini yapan kişi cahil mi değil mi? Lise, üniversite diploması kişiyi cahillikten kurtarıyor mu?
Şu Koronavirüs bütün dünyayı tutsak edeli beri "cahil cesareti"nin ne olduğunu daha iyi kavradım. Ondan sahiden korkulması gerektiğini de…
Habercilik mesleğinde epey acemi bir delikanlıyı eline bir mikrofon tutuşturup bir kameraman eşliğinde sokağa salmışlar. "Sokak röportajı" denen bazan ilginç de olabilen ama özünde mesleğin en ucuz ve anlamsız bir dalında at koşturacak.
Soruyor:
Haydi buyrun… Haberci ister istemez şansını zorluyor:
Karşısındaki cümleyi tamamlatmıyor.
Herif pervasızca omuz silkip sırıtıyor:
Bu adam cahil değilse nedir?
Peki, bu adam cesur mudur, salak mı?
Bu kez haberci genç bir kadın. Bir AVM girişinde karşıdan gelen, kendi gibi genç kadına mikrofon uzatıyor.
Kadın keyifle mikrofonun önüne, kameranın karşısına dikiliyor.
  • Maske takmamışsınız…
  • Evv’vet.
  • Neden?
  • Sey… Baende güzel durmuyor maske. ( "Sey" ve "Baende" dizgi hatası değil. Genç kadın böyle konuşuyor. Ş’ler S oluyor, "ben" de "baen".)
  • Yani maskesiz AVM’ye geldiniz?
  • Evv’vet (Bu da dizgi hatası değil. Böyle konuşuyor) Boynır’da kendime bir şeyler bakacağım. (Biliyorsunuz değil mi ? Boyner yazılır, boynır okunur.)
  • Korkmuyor musunuz peki? Virüs size bulaşır, siz başkalarına bulaştırırsınız…
Yanıt veriyor haspam:
  • Niye korkayım?.. Ben temizim.
Bu genç kadın cahil değilse nedir?
Peki, bu genç kadın cesur mudur, salak mı?
Bu bir sokak röportajı değil. Kendini komünist olarak tanımlamış, zevzek bir keskin solcu Facebook'ta döktürmüş:
  • Yaratılan panik havasını doğru analiz etmek lazım. Bunun emperyalist merkezlerde ve bilhassa küresel kapitalizminin ilaç fabrikalarında tasarlanmış bir komplo olduğu açık. Önce aşıyı ürettiler. Sonra mikrobu yaydılar. Şimdi yeterince yaygınlaşınca aşıyı istedikleri fiyata pazarlayacaklar.
Kendimi tutamayıp "Ulan yeterince yaygınlaştı. Ölümler milyonla ölçülüyor. Söyle senin şu küresel kapitalistlerine artık pazara çıkarsınlar aşıları" diyeceğim ama böylelerinin zaten Facebook'ta ciddiye alınsın da, hemen cevap versin de kendini boş oturmamış, kitleleri uyarmış hissetsin diye hazır beklediğini düşündüm ve okuyup not etmekle yetindim.
Peki, bu klavye şövalyesi cahil değilse nedir?
(Dikkat ettiyseniz "cesur mu" diye sormadım. İnternette böyle zırvalar döktürmek için cesarete ihtiyaç yok. Cahil ya da diplomalı cahil olmak yetiyor.)
Şu grafiğe iyi bakın. Öyle amatör bir elden filan çıkmamış. Acemi bir elden de çıkmamış.
Açık açık ve Türkçe "Maske takma" diyor…
Benzerlerini pankart ya da afiş olarak Berlin’de maske zorunluğuna karşı düzenlenen bir yürüyüşte neonazilerin, dazlakların ellerinde gördüm. Amerika’da, Brezilya’da, İspanya’da, Fransa’da, Hindistan’da, Norveç’te, İngiltere’de Korona önlemlerine karşı düzenlenen protesto mitinglerde, yürüyüşlerde gördüm.
Ezici çoğunluğu ırkçı, aşırı milliyetçi, faşizan, örgütlü ve örgütsüz kalabalıklar.
Okuduklarınızın hepsini siz de biliyorsunuz. Bildiğinizi ben de biliyorum. Yine de yazdım.
Bugünkü yazı aslında bir cevap. Birkaç hafta önce bu konuda yazılmış bir Tırmık’ın altına "Yetmez ama evetçi Aydın, sen de bindin bu kayığa demek. Bizi de bu yalan kayığına bindirmeye çalışıyorsun. Yemezler" diye yazan, 1980 kışında Davutpaşa Askeri Hapishanesi'nde aynı koğuşta yattığımızı da belirten bir "cahil ve cesur"a verilen bir cevap.
İki gün önce Twitter’in DM denilen kanalından bir mesaj yolladı. Virgülüne bile dokunmadan aktarıyorum.
  • Aydın ağbi, Feysde yazdıklarım tabiki şakaydı. Ağbi, ablam korona oldu. Ama ilgilenecek doktor ve hastane bulamıyoruz. Senin etrafın geniştir. Yardımcı olmanı rica etsem… Çok acil ağbi…
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.11 14:41 vienfit Sportif Şıklığın Vazgeçilmezi Kadın Tayt Modelleri

Çağımızın en rahat alt giyim ürünlerinden olan taytlar her ne kadar spor amaçlı kullanılsa da artık farklı alanlara da kaymış durumda. Taytın esnek yapısı, farklı kumaşlardan üretilebilir olması ve her alanda kullanılabilmesi onu kadınlar tarafından en çok tercih edilen giyim ürünlerinden biri haline getirmektedir. Farklı tasarımı ve esnek yapısı ile dikkat çekici kadın tayt modellerine sahip olan Vienfit, her kadına aradığı rahatlığı ve şıklığı vadediyor.

Vienfit ile Sportif Şıklık

Taytların daha çok spor için kullanıldığını belirtmiştik. Spor yaparken rahatsız kıyafetlerin dikkat dağıtması veya hareket kabiliyetini kısıtlaması kadınlar için neredeyse bir kabustur. Aktif bir spor hayatı olan kadınlar için rahat hareket edebilecekleri kıyafetler çok önemlidir. Rahatlığın yanında bir o kadar önemli olan da şıklıktır. Vienfit’in farklı koleksiyonlar ile bir araya getirdiği spor tayt modelleri gerek toparlayıcı yapısı gerek esnek kumaşları ile tüm sportif faaliyetlerde üst düzey performans sergilenmesi için tasarlanmıştır. Geniş renk skalası ile her kadına hitap eden parçaları içinde barındıran koleksiyonlar oldukça dikkat çekicidir.

Birkaç Beden Daha Küçük

Taytların kadınlar tarafından en çok tercih edilmesini sağlayan özelliklerinden biri de toparlayıcı etkiye sahip olmasıdır. Birkaç beden ince gösteren taytlar, yüksek bel oluşlarıyla da tam bir kavrama sağlarlar. Bu sayede 3 cm kadar bir incelme sağlayabilirler. Vienfit’in push up özellikli taytları ile artık daha ince görünmek mümkün. Hem esnek hem de toparlayıcı yapısı ile dikkat çeken bu ürünler sıkı bir görünüm elde etmeyi kolaylaştırıyor. Kalça, bacak ve göbek bölgesinde toparlanma sağlayan push up taytlar her kadının gardırobunda mutlaka bulunması gereken parçalardan biri.

Vienfit ile Her Yerde Fit

Bu zamana kadar taytlara hep gündelik kıyafetler veya spor kıyafetleri olarak bakıldı. Ancak Vienfit bu durumu değiştirmeye geliyor. Geniş koleksiyonu sayesinde ister iş ister okul ister spor kıyafeti olarak kadınları her an güzel gösterecek taytları içinde barındırıyor. Parlak renkleri ile dikkat çekici bir kombin, esnek yapısıyla harika birer spor kıyafeti olabilirler. Vienfit tayt modelleri ile aranılan şıklık her zaman kadınların yanında.
Taytlar günümüzde kadınların vazgeçilmez parçaları haline gelmiş bulunmakta. Her ihtiyaca cevap veren parçaların elbette ki bu kadar fazla tutulması yadsınamayacak bir gerçek. Vienfit’in kadın tayt modelleri sayesinde taytlar artık gündelik hayattan çıkıp kadınların yanında her zaman yer alan harika parçalardan biri. Detaylı bilgi için https://www.vienfit.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by vienfit to u/vienfit [link] [comments]